|
Bir zamanlar dağda, kızgın güneşin altında, mermer taşlarını yontmaktan bezmiş bir mermer yontucusu varmış.
Bu hayattan bıktım artık. Yontmak! Devamlı mermer yontmak... öldüm artık! Üstelik bir de bu güneş, hep bu yakıcı güneş!AH! Onun yerinde olmayı ne kadar çok isterdim, orada yükseklerde her şeye hakim olacaktım, ışınlarımla etrafı aydınlatacaktım.
Diye söylenir durur yontucu.
Bir mucize eseri olarak dileği kabul olunur ve yontucu o an güneş olur. Dileği kabul edildiği için çok mutludur. Fakat tam ışınlarını etrafa yaymaya hazırlandığı sırada ışınlarının bulutlar tarafından engellendiğini fark eder.
Basit bulutlar benim ışınlarımı kesecek kadar kuvvetli olduklarına göre benim güneş olmam neye yarar! diye isyan eder.
Mademki bulutlar güneşten daha kudretli bulut olmayı tercih ederim.
O zaman hemen bulut olur. Dünyanın üzerinde uçuşmaya başlar, oradan oraya koşuşur, yağmur yağdırır fakat birdenbire rüzgar çıkar ve bulutları dağıtır.
Ah, rüzgar geldi ve beni dağıttı, demek ki en kuvvetlisi o öyleyse ben rüzgar olmak istiyorum.diye karar verir.
Ve dünyanın üzerinde eser durur, fırtınalar estirir, tayfunlar meydana getirir. Fakat birdenbire önünde kocaman bir duvarın ona mani olduğunu görür. Çok yüksek ve çok sağlam bir duvar. Bu bir dağdır.
Basit bir dağ beni durdurmaya yettiğine göre benim rüzgar olmam neye yarar.
Der.
O zaman dağ olur. Ve o anda bir şeyin Ona durmadan vurduğunu hisseder. Kendinden daha güçlü olan şeyin, Onu içinden oyan şeyin..... Bu.....küçük bir mermer yontucusudur.
Kötü karakterli bir genç varmış. Bir gün babası ona çivilerle dolu bir torba vermiş.
Arkadaşların ile tartışıp kavga ettiğin zaman her sefer bu tahta perdeye bir çivi çak demiş.
Genç, ilk günde tahta perdeye 37 çivi çakmış. Sonraki haftalarda kendi kendine kontrol etmeye çalışmış ve geçen her günde daha az çivi çakmış. Nihayet bir gün gelmiş ki hiç çivi çakmamış. Babasına gidip söylemiş. Babası onu yeniden tahta perdenin önüne götürmüş. Gence:
Bugünden başlayarak tartışmayıp kavga etmediğin her gün için tahta perdelerden bir çivi çıkart, demiş.
Günler geçmiş. Bir gün gelmiş ki tahta perdede hiç çivi kalmamış. Babası ona:
Aferin iyi davrandın ama bu tahta perdeye dikkatli bak, çok delik var. Artık hiçbir şey geçmişteki gibi güzel olmayacak. Arkadaşlarla tartışıp kavga edildiği zaman kötü kelimeler söylenilir. Her kötü kelime bir yara, bir delik aynen kalacak, kapanmayacaktır. Bir arkadaş ender bir mücevher gibidir. Seni güldürür, yüreklendirir sen ihtiyaç duyduğunda yardımcı olur seni dinler sana yüreğini açar demiş.
CENNET
Adam ve hayattaki tek arkadaşı olan köpeği bir kazada birlikte ölmüşlerdi.. Gökyüzüne çıktıktan sonra bembeyaz bulutların arasında dolaşmaya başladılar.. Adam çok susamıştı.. Biraz su bulabilmek ümidiyle yürümeye devam ederken, birden kendilerini muhteşem bir manzaranın karşısında buldular.. Rengarenk çiçeklerle süslü bir bahçe, altından yapılmış bir bahçe kapısı ve onları karşılayan beyazlar içinde bir kadın.. Adam köpeğiyle birlikte kadına yaklaştı ve sordu: "Afedersiniz... burası neresi?" Kadın ona gülümsedi: "Burasi Cennet, efendim" Adam bunun üzerine sevinçle "Harika...!!!" dedi "Peki bana biraz su verebilir misiniz, gerçekten çok susadım.." Kadın cevap verdi: "Tabii efendim, içeri girin... İçerde dilediğiniz kadar su bulabilirsiniz..." Böylece adam köpeğine döndü, "Hadi oğlum içeri giriyoruz" diyerek kapıya yürüdü... Ama kadın onu birden durdurdu: "Üzgünüm efendim, köpeğiniz sizinle gelemez... Hayvanları içeri almıyoruz..." Bunun üzerine adam bir an durdu.. Düşündü.. Ve geri dönüp köpeğiyle birlikte geldikleri yolun tam ters yönünde yürümeye koyuldular... Bir süre geçtikten sonra kendilerini bu kez tozlu çamurlu bir yolda buldular ve yolun sonunda karşılarına çiftlik girişini andıran bir kapıyla yırtık pırtık elbiseli bir dede çıktı... Adam sordu: "Afedersiniz... Bana biraz su verebilir misiniz?" Dede "İçeri gel" dedi.. "Kapıdan girdikten sonra sağ tarafta bir ceşme var..." Adam sordu: "Peki arkadaşım da benimle gelip ordan içebilir mi?" Dede "Tabii..." dedi.. "çeşmenin yanında köpeğinin de su içebileceği bir kase bulacaksın..." Bunun üzerine adam kapıdan girdi... Biraz yürüdükten sonra sağ tarafta çeşmeyi buldu.. Adam çeşmeden köpek de oracıktaki kaseden doya doya içerek susuzluklarını giderdiler... Derken adam geri giderek girişte bekleyen dedeye sordu: "Su için çok teşekkür ederim... Peki burası neresi..?" Dede "Burası cennet" dedi.. Bunu duyan adam şaşırdı: "Ama nasıl olur..? Az önce burası gibi kırık dökük olmayan muhteşem bir yere gittik ve orasının da Cennet olduğunu söylediler..." Dede "Şu rengarenk çiçeklerle süslü altın kapılı yer mi?" dedi... "ama orası Cehennem.." Adam iyice şaşırmıştı: "Peki ama orası sizin adınızı kullanarak insanları kandırıyor diye hiç kızmıyor musunuz..??" Dede gülümsedi: "Kızmıyoruz... Çünkü onlar kendi çıkarı için en iyi arkadaşını yarı yolda bırakanları Cennet'ten uzak tutuyorlar...." SAĞLIKLI VE MUTLU GÜNLER
Bu bölüme, kendi belirlediginiz konuyla ilgili bir yazı girin.
|
|
|
|
|
Hindistanda bir sucu, boynuna astığı uzun bir sopanın uçlarına taktığı iki büyük kovayla su taşırmış. Kovalardan biri çatlakmış. Sağlam olan kova her seferinde ırmaktan patronun evine ulaşan uzun yolu dolu olarak tamamlarken, çatlak kova içine konan suyun sadece yarısını eve ulaştırabilirmiş. Bu durum iki yıl boyunca her gün böyle devam etmiş. Sucu her seferinde patronunun evine sadece 1,5 kova su götürebilirmiş. Sağlam kova başarısından gurur duyarken, zavallı çatlak kova görevinin sadece yarısını yerine getiriyor olmaktan dolayı utanç duyuyormuş. İki yılın sonunda bir gün çatlak kova ırmağın kıyısında sucuya seslenmiş.
Kendimden utanıyorum ve senden özür dilemek istiyorum.
Neden?. Diye sormuş sucu. Niye utanç duyuyorsun? Kova cevap vermiş.
Çünkü iki yıldır çatlağımdan su sızdığı için taşıma görevimin sadece yarısını yerine getirebiliyorum. Benim kusurumdan dolayı sen bu kadar çalışmana rağmen emeklerinin tam karşılığını alamıyorsun. Sucu şöyle demiş:
Patronun evine dönerken yolun kenarındaki çiçekleri fark etmeni istiyorum. Gerçekten de tepeyi tırmanırken çatlak kova patikanın bir yanındaki yabani çiçekleri ısıtan güneşi görmüş. Fakat yolun sonunda yine suyunun yarısını kaybettiği için kendini kötü hissetmiş ve yine sucudan özür dilemiş. Sucu kovaya sormuş:
Yolun sadece senin tarafında çiçekler olduğunu ve diğer kovanın tarafında hiç çiçek olmadığını fark ettin mi?... Bunun sebebi benim senin kusurunu bilmem ve ondan yararlanmamdır. Yolun senin tarafına çiçek tohumları ektim ve her gün biz ırmaktan dönerken sen onları suladın. İki yıldır ben bu güzel çiçekleri toplayıp onlarla patronumun sofrasını süsleyebildim. Sen böyle olmasaydın, o evinde bu güzellikleri yaşayamayacaktı.
Hepimizin kendimize özgü kusurları vardır. Hepimiz aslında çatlak kovalarız. Tanrının büyük planında hiçbir şey ziyan edilmez. Kusurlarınızdan korkmayın. Onları sahiplenin. Kusurlarınızda gerçek gücünüzü bulduğunuzu bilirseniz eğer, siz de güzelliklere sebep olabilirsiniz.
|
|
DENİZYILDIZININ ÖYKÜSÜ
Bir Adam Okyanus Sahilinde Yürüyüş Yaparken,
Denize Telaşla Bir Şeyler Atan Birine Rastlar.
Biraz Daha Yaklaşınca Bu Kişinin,
Sahile Vurmuş Denizyıldızlarını
Denize Attığını Fark Eder Ve
Niçin Bu Denizyıldızlarını Denize Atıyorsun ? Diye Sorar.
Topladıklarını Hızla Denize Atmaya Devam Eden Kişi,Yaşamaları İçin Yanıtını Verince
Adama Şaşkınlıkla
İyi Ama Burada Binlerce Denizyıldızı Var.
Hepsini Atmanıza İmkan Yok.
Sizin Bunları Denize Atmanız Neyi Değiştirecek Ki ? Der.
Yerden Bir Denizyıldızı Daha Alıp Denize Atan Kişi,
Bak Onun İçin Çok Şey Değişti,
Karşılığını Verir.
Herkesin aldığı eğitime ve yeteneklerine göre iş edinmesi önemlidir. Bu kavramı anlatan bir sunum.
Yavru deve annesine sorar,,
Anne, niçin bizim hörgücümüz var, hem de iki tane?"
"Uzun, çok uzun yolculuklarda suya ihtiyacımız olur, upuzun yollarda hayatta kalabilmeyi hörgüçlerimize borçluyuz."
"Peki niye bu kadar uzun bacaklarımız var hiçbir yere sığdıramadığım?"
"O uzun çöl yollarında kumlara batmamak, rahat rahat yürüyebilmek ve özgürce koşabilmek için," der anne deve.
Çocuk deve devam eder. "Peki niçin bizim böyle uzun ve sık kirpiklerimiz var?" Anne gururla "Gözlerimizi çöllerdeki kum fırtınalarından, zorlu hava şartlarından korumak için," diye cevaplar.
Cevapları dikkatle dinleyen çocuk deve şaşkınlıkla son sorusunu sorar annesine, "Peki o zaman biz bu BURSA hayvanat bahçesinde ne arıyoruz anne?" .
Dört Mum
Dört mum yavaşca yanıyordu. Ortam çok sessizdi ve konuşmaları duyuluyordu.
İlk Mum konuştu; Ben ´BARIŞIM´ dedi
Hiç kimse benim yanık kalmamı istemiyor biliyorum ki söneceğim dedi.Kısa süre sonra alevi azaldı yavaşca söndü.
İkindici Mum konuştu; Ben İNANCIM dedi.
Neredeyse herkes, beni artık gerekli görmüyor.
O nedenle artık bana gerek yok dedi ve konuşmasını bitirdi. Alevi azaldı ve söndü.
Üçüncü Mum konuştu ; ben SEVGİYİM dedi
yanık kalmam için artık gücüm yok insanlar beni bir kenara bıraktı ve önemimi anlamadı kendilerine en yakın olanları bile sevmeyi unuttular dedi. Alevi azaldı ve söndü.
Ansızın bir çocuk odaya girdi ve üç mumun yanmadığını gördü."NEDEN YANMIYORSUNUZ SİZİN SONUNA KADAR YANMANIZ GEREKİR"dedi ve ağlamaya başladı.
Dördüncü Mum çocuğa döndü ve ;
"KORKMA BEN HALA YANIYORUM DİĞER MUMLARI YENİDEN YAKABİLİRİZ" ben UMUDUM dedi.
Parlayan gözlerle çocuk umut adlı mumu aldı ve diğer mumları tekrar yaktı.
"UMUDUN ALEVİ YAŞAMINIZDAN HİÇ EKSİK OLMASIN"
ve böylece hepimiz UMUDU, BARIŞI, SEVGİYİ ve İNANCI sürdürebilelim... alıntı
|
|