ANA SAYFA | ...BEGEV.... | MESAJ SAYFASI | TEKSTİL KİTAPLARI | TEKSTİL HABER | TEKSTİL SANAT HABER | JAKAR DESEN | GRAMAJ VE MALİYET | BOYA BASKI | KALİTE |MESLEKİ YAZILAR | ANLAMLI YAZILAR | UNUTULMAYANLAR | EBRU | BURSALILAR İÇİN ÖNEMLİ TELEFONLAR | ARMÜRLÜ KUMAŞ ANALİZİ VE DOKUMA ÖRGÜLERİ

MESLEKİ YAZILAR

İDEAL TÜL İÇİN

Ev Tekstilinin önemli bir bölümünü oluşturan tül; camlarınızı süsleyinceye kadar birçok aşamalardan geçmektedir. Tül perdeliklerin en önemli özelliği tuşesidir. Bu özellik çok sayıda parametrenin etkisi altındadır. Bu parametrelerin başında hammadde gelir. Tülde kullanılan iplik, ham polyesterdir, ipliğin sadece ham olması yeterli değildir. Mat, yarı-mat veya parlak olmasının da önemi büyüktür, Genellikle tergalde yarı-mat iplik kullanılır. Gerektiğinde fantazi tüllerde parlak ve mat ham polyester iplik kullanılarak kontrast efektler elde edilebilir. Yarı-mat ham polyester ipliğin bükümü tuşeyi direkt olarak etkiler, ipliğe metrede 800 veya 1000 tur verilir. Bu yüksek tur tuşenin yanında, tülün optik görüntüsünü de belirler. Düşük turlarda tülde flu görüntü ortaya çıkar. İpliğin büküm sayısının yanında flaman sayısıda görüntüyü etkilemektedir. Fazla flaman 11 ve az turlu iplik kullanıldığında tülde flu görüntü olur. Bükümün sarım açısı, sarım gerginliği ve yönünde önemli parametrelerdir. İplik, büküm makinasında bükülürken bükümün yönü "S" ise iplik kopstan saat yönünün aksi doğrultusunda sağılmalı ve iğ'de tepeden bakıldığında saat yönünün aksi doğrultusunda dönmelidir. Büküm yönü "Z" doğrultusunda ise iplik kopstan saat yönünde sağılır ve iğ'de tepeden bakıldığında saat yönünde döner. Büküm makinesinde S bükümde kayış hareketi sağdan sola , Z bükümde ise soldan sağa doğrudur.
Sarım açısı, ipliğin bükümden sonra direkt kullanılacak olmasına veya boyaya alınmasına göre değişir. İplik boyanacaksa sarım açısı büyür ve sarım gerginliği düşürülerek yumuşak sarım sağlanır. Sarım açısı, traves hızını sarım hızına göre ayarlayan dişli mekanizmayla sağlanır. Bu açı 14° civarında olmalıdır. Bükümde önemli bir hususta balonun şeklidir. Balonun şekli stroboskop yardımıyla incelenir.
Balonda bozukluk olursa iplik tüylenir, düz iplikler kırılır ve iplikle balıklar meydana gelir. İleriki aşamalarda büyük problemle karşılaşmamak için bükümdeki her kafa tek tek kontrol altında tutulmalıdır. Her bobinin içinde büküm ve iğ no etiketi konulmalıdır. Bükülmüş iplik serbest halde bırakıldığında kıvrılır ve bükümü açılır.
Tülde kullanılan yüksek turlu iplikte bu daha da önemli bir sorundur. Onun için ipliğin, fikse kazanında belli sıcaklık ve basınçta belli sürede bekletilerek bükümün sabitlenmesi sağlanır, ipliğin kalınlığına, turuna ve flaman sayısına göre fikse sıcaklığı ve süresi değişir. Fikse kazanında buharlamadan önce ve sonra vakumlu ortam yaratılarak buharın ipliğe daha çabuk nüfuz etmesi sonra da kuruması sağlanır. Fiksenin sıcaklık ve süresi ipliğin bükülmesini belirler. Bu da direkt olarak tülde görüntüyü etkiler. Kullanılan bobinin tipi, fikse derecesi ve süresi büzülmeyi etkilediğinden apre sırasında enden ve boydan çekme miktarlarına, boyada apreye direkt etki eder.
Bükümü sabitleştiren ipliğin hem denyesi büyür hem de esnekliği artar. Bir denyeye düşen kopma mukavemeti azalır. İpliğin büzülme oranı ve esneklik başlangıç modülü de düşer. Fikse işleminden sonra iplik üretime alınmadan önce ortam sıcaklığında en az 2,5 saat dinlendirilir. Bu iplikler daha sonra konik çözgü makinesinde çözülür. Çözgüde kullanılacak bobinlerin büyüklükleri, sağılma yönü, gerginliği ve makinanın hızı direkt olarak kumaş görüntüsüne etki eder. İpliğe S büküm verilmişse, çözgü makinasında saat yönünün aksi yönünde sağılmalıdır.
Saat yönünde sağılma olursa büküm açılması olur. Bu çözgü ipliklerinde gerilim farkı oluşturur. Buda hatalı kumaş dokumasına yol açar. Z büküm için de aynı olay geçerlidir.
Dokumada iyi sonuç alabilmek için, ham polyester yüksek turlu iplikle çözgü hazırlarken ipliklere uygulanan gerilim düşük ve homogen olmalıdır. İpliklerde gerginlik 0,1 g/denyeyi geçmemelidir. Çözgü cağlığındaki tüm ipliklerin gerginliği tansiyometre ile ölçülmelidir.
Çözgüde statik elektriklenmede önemli bir problemdir. Statik elektriklenmeyi önlemek için eliminatörler kullanılır. Makina maksimum hızla çalıştırılmamalı, hatalı ipliğin ayrılabileceği ve gerginliğin homogen olduğu optimum hız değeri belirlenmelidir.
Büküm ve çözgü hazırlama tam kontrol altında tutulursa dokumada oluşacak hataların büyük bir kısmı önlenmiş olur. Dokuma holünün sıcaklığı 21 °C ve rutubeti % 65 olmalıdır. Hava filtresi kullanılarak toz ve uçuntular engellenmelidir.
Dokuma tezgahında ise kumaşa etki eden faktörleri şöyle sıralayabiliriz:
Tezgah hızı ve tarak eni,
Atkı atma sistemi
Çözgü salma ve kumaş çekme sistemi
Ağızlık Açma Mekanizması (Kamlı, armürlü, jakarlı)
Atkı besleme sistemi
Çözgü ve atkı kontrol sistemleri
Atkı değiştirme sistemi
Tezgah bakım ve gereksinimleridir
Tül, kare konstrüksiyonlu bir kumaştır. Çözgü ve atkı sıklığı birbirine eşittir. Çözgüde ve atkıda düz tülde aynı kalınlıkta iplik kullanılır ve örgü bezayağıdır. Fantazi ipliklede çalışılacaksa ham sıklıklar saptanırken çözgü sıklığı / atkı sıklığı orantısını iyi saptamak gerekir.Aksi takdirde kumaşta iplik hatası oluşacaktır. Sıklık oranına, seçilen örgü direkt etki eder.
İpliğin denyesine göre gücü ve lamel seçilmelidir. Gücülerin standart boyları tezgah tipine göre değişir. Ağız kısımlarının yapısına göre C, J ve O (kapalı) tipler olarak adlandırılırlar. Ayrıca gücüde dikkat edilmesi gereken gücü gözünün ölçüleridir. İpliğin denyesine göre seçilen gücü gözlerinde herhangi bir çapak, yağlanma olmamalıdır. Çözgü kopuş sistemini kontrol eden lamellerde belirli uzunluk, genişlik ve kalınlıkta olurlar. Uçları açık ve kapalı tipleri mevcuttur.
Lamelin ağırlığı ipliğin denyesine göre seçilirse çözgü kontrol tertibatından daha iyi sonuç alınır. Tülde özel olarak çelikten çekilmiş paslanmaz cm'de 30 diş bulunan taraklar kullanılır. Tarak dişlerinde çapak olmamasına dikkat edilmelidir. Kullanılan atkı besleyicinin tipi, ipliğin inceliğine göre seçilen fırça tipi fırçanın fantazi iplik ve düz ipliğe göre metalik veya kıl fırça olması, rezerve miktarı, dönüş yönü de kumaşın görüntüsünü etkileyen parametrelerdendir. Kaliteli kumaş üretebilmek için kumaş üretiminin her aşamasında üretim süreci kontrol altında tutulmalıdır. En son kumaş kalite kontrolünde en titiz şekilde çalışılarak iplik ve dokuma hataları yağ lekeleri temizlenir. Ham kumaş bu işlemlerden geçtikten sonra boyahanelerde müşterinin isteğine göre boyanır ve apre işlemi ile mamul hale getirilir. Mamul olarak toplara sarılan tül artık satışa hazır hale gelmiştir.

Yazar: Sevda ÖNEN ...sektör adına TEŞEKKÜR EDERİM .K.U

TEKSTİLİN GELECEĞİ NANO..DA

Akıllı-teknik tekstil ürünleri sağlıktan yiyeceğe, inşaattan otomotive, kozmetikten altyapı sektörüne, dekorasyondan hazır giyime, tarımdan ambalaja ve spor ürünlerine kadar birçok alanda kullanılıyor. Leke ve ter tutmama, su geçirmeme, ateşte yanmama gibi özellikleri ile akla gelen bu ürünler, havadaki ısı değişikliklerine göre vücuda serinlik ve sıcaklık hissi verebiliyor. Bazı giysiler 24 saat boyunca nabız, tansiyon, kalp atışı gibi yaklaşık otuz yaşamsal göstergeyi doktora veya sağlık merkezine gitmeye gerek kalmadan ölçebiliyor. Bazı çarşaflar kalp atışlarını dinlerken bazıları da oda sıcaklığına göre renk değiştirebiliyor. Büyük miktarda enerji ve zaman tasarrufu sağlayan akıllı kumaşlar, tekstilciler tarafından birkaç yıl sonra müşterilerin vazgeçemeyeceği ürünler olarak değerlendiriliyor.
İlk insanlar Adem ve Havvanın giysileri birer incir yaprağıydı. Çağlar boyunca korunma, örtünme ve süslenme ihtiyacıyla giysiler üreten/kullanan insanoğlu, modayı keşfettikten sonra tekstilin tanımı da değişmeye başladı. Doğal elyafın yeterli olmadığı geride bıraktığımız çağda, insanoğlu sentetik elyafı kullanmaya başladı. O da yetmeyince teknik tekstil ve akıllı tekstil gündeme girdi. Geçmişte, fiyat, model ve kalite ön plandayken şimdi konfor, pratik fayda ve sağlık öne çıkıyor. Geleceğin tekstil ürünleri piyasasını, bu beklentileri karşılayan çok fonksiyonlu tekstil ürünlerinin oluşturacağını şimdiden söylemek bir öngörü değil, bir gerçek...
Geleceğin tekstil ürünlerini hayata geçirecek teknoloji ise Yunancada cüce anlamına gelen nanoda gizli. Dördüncü sanayi devrimi olarak isimlendirilen nano teknoloji yapılan ürünler; tekstil, boya, sağlık ve sanayinin diğer guruplarında da devrime yol açacak özellikler taşıyor. Peki nano ne demek? Geleceğin tekstillerini üretecek olan nano teknolojiden ve nano tekstilden bahsetmeden önce nano kavramını açıklamakta fayda var.
Nano=cüce
Yunancada cüce anlamına gelen nano metrenin milyarda birini ifade ediyor. Daha doğru bir anlatımla nano, bir fiziki büyüklüğün milyarda biri demek. Nano teknoloji ise bir ile 100 nanometre boyutlarındaki malzemelerin anlaşılması, kontrol edilmesi, atomsal seviyede değiştirilmesi ve işlevsel hale getirilmesi olarak tarif ediliyor. Nano teknoloji, fizik, kimya, biyoloji, matematik, bilişim teknolojileri ve malzeme bilimi arasında disiplinler arası bir saha olarak gelişiyor ve neredeyse hayatın her alanında bir kullanım alanı buluyor. Örneğin; kolay kirlenmeyen kumaşlar, kir tutmayan camlar, fotosentez yapabilen nano partiküller, nano yalıtım malzemeleri, yakıt harcamasını düşüren donanım, bakteri üremesini engelleyen boyalar, uçak ve uzay sanayisinde kullanılan çok hafif ve dayanıklı kaplamalar, savunma sanayisinde kullanılan kurşun geçirmez, yanmaz ve ortam rengine uyum sağlayabilen kumaşlar, nefes alabilen ancak su geçirmeyen kumaşlar, yakın gelecekte üretilmesine kesin gözüyle bakılan ve giyenin sağlık bilgilerini sağlık kurumlarına anında iletecek olan elbiseler vs. nano teknoloji sayesinde hayatımıza giren gelişmelerden en çok bilinenleri.
Ekonomistler, nano teknolojinin yeni bir sanayi ve bilgi devrimi olarak 21. yüzyıla şimdiden damgasını vurduğunu söylüyor. Yakın bir gelecekte, ülkelerin nano teknoloji seviyeleri, ülkenin gücünün bir göstergesi olarak görülebilir. Belki de bu yüzden gelişmiş ülkelerin nano teknoloji yatırımları milyar dolarlarla ifade ediliyor. Nano teknoloji araştırmalarına en çok pay ayıran ABDnin 2015de nano teknoloji ürünlerinin satışından üç trilyon dolar kâr elde edeceği öngörülürken, yine ABD ve İngilterenin tüm tekstil üretimini nano tekstile kaydıracağı söylemleri artıyor. Çinin ise bir milyon nano teknoloji uzmanı yetiştirmeye başladığı artık gizli bir bilgi değil.
Tekstilde nano teknoloji uygulamaları
Tekstil sektörü, uzunca bir süredir durgunluk yaşıyor. Sektörün sürekli olarak kan kaybettiği Bursa Ticaret ve Sanayi Odasının geçtiğimiz ay açıkladığı Bursanın 250 Büyük Firması araştırması da benzer bir sonucu işaret ediyordu. YTLnin değerlenmesi, artan maliyetlerin yanı sıra kotaların da kaldırılmasıyla Çin ile rekabet şansını yitiren tekstil sektörü, bir süredir daha kârlı olan teknik/akıllı ürünlere yönelmiş durumda. Yakın geçmişe kadar bir elin parmakları kadar firmanın üretim yaptığı nano tekstil pazarında, bugünlerde 200’ün üzerinde firma faaliyet gösteriyor.
Akıllı tekstiller, yukarıda da kısaca örneklediğimiz gibi, taşıdığı kimyasallar sayesinde bir kumaştan çok daha fazla özelliğe sahip olması ile farklılık yaratıyor. Bu nedenle de dünyanın pek çok ülkesi tekstil üretimlerini bu kanala yönlendirmiş durumdalar. Bu yönelişin ardından Avrupa ve Amerikada tekstil ölüyor ya da doğuya kayıyor. Türkiyenin de sonu kaçınılmaz yorumları, ortaya çıkan ciro rakamlarıyla inandırıcılığını kaybetmiş durumda. Çünkü tüm AB ülkelerindeki tekstil istihdamıyla aynı sayıda istihdama sahip olan ve dünyanın en büyük tekstil üreticilerinden olan Türkiye tekstil ve konfeksiyon alanında 25 milyar Avro ciro gerçekleştirebilirken, ABnin cirosu ise bizim sekiz katımıza ulaşmış durumda.
Günümüzde dünya tekstil ve hazır giyim pazarı 450 milyar dolar civarındadır. Teknik tekstiller ise bu pazarın yaklaşık dörtte birini, yani 100 milyar dolarını oluşturuyor. Ancak yapılan projeksiyonlar, teknik tekstil pazarının 2010 yılında 125 milyar dolar büyüklüğe ulaşacağını öngörmekte. Üretici ülkelere gelirsek; üretim bilgisine sahip olanlar ABD, Hollanda, İngiltere, Almanya ve Fransadır. İplik kumaş, giysi ve diğer ürün üreticileri ise Hindistan, Çin ve Türkiyedir. Yine nano teknolojiler, nano lişer ve nano teknolojik terbiye işlemlerinde ise Hindistan, Tayvan, Çin ve Türkiye önde gelen ülkelerdir. Güney Amerika, özellikle de Brezilya, önemli bir teknik tekstil merkezi olma yolunda ilerliyor. Bu alt sektöre yatırıma 90'lı yıllarda başlayan bölgedeki ülkeler bugün talebin yüzde 70'ini karşılar hale geldi. Teknik tekstilin genel tekstil içinde payı Avrupa'da yüzde 20, Almanya'da ise yüzde 40. Japonya toplam lif tüketiminin yüzde 45'ini, Çin toplam lif tüketiminin yüzde 37'sini teknik tekstilde gerçekleştiriyor. AB ülkelerinde konvansiyonel tekstil ürünleri üreten işletmeler cirolarının yüzde 2-3'ünü, özel (çok fonksiyonlu, interaktif, yüksek performanslı) tekstil ürünleri üreten işletmeler de yüzde 8-10'unu ar-ge ve ür-ge'ye ayırıyor.
Hemfikir olunan tek konu: Ar-genin gerekliliği
Uluslararası piyasalarda ucuz iş gücü avantajıyla karşısına çıkan Çin'le girdiği rekabette oldukça yıpranan Türk tekstili için kurtuluşun, bilim ve teknolojiden geçtiğini artık herkes dillendiriyor. Fakat Türk tekstil sektörünün zayıf yanlarının en başında ar-ge çalışmalarının yetersizliği geliyor. Avrupa başta olmak üzere Amerika'daki tekstil sektörü, konvansiyonel tekstil ürünleri üretimini bilinçli olarak terk edip, yüksek getirisi olan ve yoğun bir rekabetin yaşanmadığı yüksek performanslı teknik tekstil ürünleri üretimine yöneliyor. Tekstilde Çin gibi ülkelerle rekabeti bırakan Avrupa ülkelerinin, yeni stratejisi ise teknik tekstiller üretmek. Çin, Hindistan, Pakistan gibi üreticilerin mevcut imkanlarıyla teknik tekstilde ABD ve Avrupa ile rekabet etmeleri mümkün gözükmüyor.

Ar-genin önemi
Ege Üniversitesi Tekstil Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Işık Tarakçıoğlu, bilgi yoğun ürünlerin üretiminde söz sahibi olabilmek için, ilk iş olarak, Türkiyede bu ürünlerin araştırılıp geliştirilmesini sağlayabilecek altyapının oluşturulması ve ar-ge uzmanlarının yetiştirilmesinin önemine vurgu yapıyor; İyi eğitilmiş insan gücü, üstün ar-ge ve ür-ge yetenekleri ve yenilikçiliğin, tekstil sanayisinin zayıf yönleri içinde değil, güçlü yönleri arasında yer alması sağlanamadığı takdirde, uzun vadede bu sanayinin rekabet gücünü sürdürebilmesi neredeyse imkânsızdır.
Uludağ Üniversitesi Tekstil Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halil Rıfat Alpay ise Bu işin temelinde ar-ge vardır aslında. Bizim tekstilcilerimiz ar-ge yapabilir durumdalar, o potansiyel mevcut ama tekstil sektöründe ar-ge yapılmıyor. Tekstilde teknoloji sorununu hallettik ama insani boyutta sorunlarımız var, yani o teknolojiyi kullanarak ar-ge yapacak bilince erişemedik. İhtiyacımız olan ar-ge hamlesidir. Bunun için de işin başındaki yöneticilerin, CEOların, kararlarını bu yönde vermeleri gerekiyor. Yetişmiş personel var, teknolojimiz var, ar-genin nasıl yapılacağını da biliyoruz ama bir türlü o ar-ge işini yapamıyoruz diyerek ar-genin önemine vurgu yapıyor.

Tekstilde son durum
Türkiyenin tekstil sektörü, uzunca bir süredir, küresel rekabetin etkilerini en çok hisseden ancak buna rağmen hâlâ en fazla ihracat girdisi sağlayan sektörlerinden biri. Dış Ticaret Müsteşarlığı (DTM) verileri, 2006 yılında Türkiyeden toplam 19,7 milyar dolar değerinde tekstil ve konfeksiyon ihracatının yapıldığını ve 2005e kıyasla ihracat rakamlarında yüzde 4 artış gerçekleştiğini ortaya koyuyor. 2007 yılının ilk sekiz ayında ise, bir önceki döneme göre, tekstil ve konfeksiyon ürünlerindeki ihracat rakamları; tekstil (elyaf, iplik ve kumaş) ihracatında yüzde 19, konfeksiyon ihracatında yüzde 16 ve toplamda yüzde 17 oranında artış kaydetti.

Akıllı ve teknik tekstillerin kullanım alanları
* Nonwovenler (NW-dokusuz yüzeyler): Ev tekstili, mutfak bezleri, çocuk bezleri, hijyenik kadın pedleri, çeşitli amaçlı yalıtım, filtre bezleri vb. Dünyada şu anda beş milyon ton üretilen NW her geçen gün hızla gelişiyor ve artıyor. Türkiye, dünya NW pazarının yüzde 10u kadarını, yaklaşık 500 bin ton, üretmektedir.
* Geotekstiller (Geotek): Havuzların, yeraltı geçiş tünellerinin yalıtım sistemleri, havaalanı inşaatları, doğalgaz boru hatları, dere ıslah ve sulama kanalları, erozyon önleme, çimlendirme uygulamaları, çadır bezi vb.
* Tarım Tekstilleri (Agrotech): NW esaslı dokuma çuval bezleri, tohum çuvalları, big bag ve jumbo bag (çimento çuvalları, çimento nakliye slingleri).
* İnşaat Tekstilleri (Buildtech): Duvarlarda kullanılan NW esaslı dokuma bezleri, duvar sıvalarında yüzey altı bezleri, bina tavanlarında ve temellerde kullanılan su-ısı-ses yalıtım bezleri; cam binaların, otomobil, otobüs vb. araçların dış yüzeylerine kir toz tutmayan film ya da kimyasal kaplamalar.
* Koruyucu Tekstiller (Protech): Çok katmanlı, nefes alabilen koruyucu kumaşlardan askeri giysiler, itfaiye/yangınla mücadele amaçlı yanmaz giysiler, UV koruyucu röntgen teknisyenleri için giysiler, tarım ilaçlama koruyucu giysileri, eldivenler, ayak koruyucu dokuma ve NW bezler gibi malzemeler.
* Tıbbi Tekstiller (Medtech): Çok kullanımlı ya da tek kullanımlık hastane yatakları, çarşaşarı, maskeler, eldivenler, operatörlerin, ameliyat ekibinin kan itici, su-kir itici giysileri, antibiyotik, antifungal içerikli iç çamaşırları, bebek bezleri, hijyenik bayan pedleri, ayrıca çok yüksek teknoloji ürünü yapay damarlar, sonda boruları vb.
* Ambalaj Tekstilleri (Packtech): Türkiye dünyanın önde gelen dokuma çuval ve big bag üreticisidir. Tohum çuvalları, çimento çuvalları, slingler, kimyasallar için çuvallar vb.
* Endüstriyel Tekstiller (Indutech): NW teknik tekstiller kapsamında filtre bezleri, kağıt keçeler, endüstriyel temizlik ve yalıtım bezleri, ev dekorasyonu, sahne dekorasyonu malzemeleri vb.
* Taşıt Tekstilleri (Mobiltech): Taşıtların iç-tavan kaplamaları, paspas ve ses-ısı yalıtım kaplamaları, teknelerin yelken bezleri, yalıtım bezleri, otomobil lastiklerinde kullanılan kord bezleri vb.
* Ekolojik Tekstiller (Oekotech): Erozyon kontrolü, su kanalları ve bentler için yalıtım malzemeleri, çevre dostu yüzeyler ve bezler, organik pamuklar, organik tekstiller ve giysiler, doğal renkli pamuklar ve tekstiller vb.
* Ev Tekstili (Hometech): NW ve dokuma yatak kaplamaları, yüksek nitelikli bez ve malzemelerden yatak içleri ve yüzleri, yorganlar, çarşaşar, ayakkabı vb. gibi ürün saklama malzemeleri vb.
Spor Tekstili (Sportstech): Kayak giysileri, snowboard ve roller blade giysileri, dağcılık giysileri, sörf-yelken-yüzme sporlarına ait giysiler ve malzemeler; yazın serin, kışın soğuk havalarda ise ince giysilerle vücudu ılık tutabilen, vücut terini atan ve nefes alabilen, çabuk kuruyan sağlıklı ve konfor sağlayan sportif ya da gündelik giysiler vb.
BUSİAD

DOKUMANIN KOSTÜMDEKİ
MERKEZ ÜSSÜ KRAVATIN
DÜNYASINA BUYURUN!
Zarif bir kostüm ve yelek, beyaz bir gömlek ve elbette tam göğsün ortasında, ipek bir kravat!..
Gıcır gıcır, parıldayan ayakkabılar ise bu görüntünün altyapısıdır!..
Bir erkeği, sosyal bir ortamda, bir iş toplantısında, bir törende tanımlarken, genelde yüklendiği bu değişik dokumalar parkurundan gözetlemek ve ona bu açıdan bakmak gerekir... O parkurda yer alan ve bu yazımızın konusu olan kravatın mesaj da, çok önemli... Prestij, asrilik, kalite ve itibar, kravatın yer aldığı kostümde, daha da belirgin ve özel hale geliyor...
"Süs olarak, gömlek yakasının altından geçirilip bağlanan ve boyundan aşağı doğru sarkıtılan enlice kumaş parçası", kravatın sadece sözcük anlamı...
Kimi erkekler kravat takmayı severler...
Gardroplarında sayısız desen ve renkte kravatları vardır... Kimileri içinse kravat, gırtlağın üstünde hafakanlar bastırır!.. Kravat görünce bir çığlık atmadıkları, kaçmadıkları kalır!.. İki durumda da, küçük bir dokuma parçası olan kravat, erkekleri etkiler... Bizde, genellikle biraz hırpalanarak "Medeniyet Yuları!" olarak anılsa da, kravatın tarihteki yeri bir hayli ilginç... Çin'de imparator Shih Huang Ti'nin mezarını çevreleyen 7500 asker heykelinin hepsinin boyunlarında, modern anlamdaki kravatın atası sayılan boyun bağlarının olması, kravatın geçmişteki sosyal gücünün simgesi gibidir!..
Eski Mısır'dan da benzer bir örnek verilebilir... Mısırlı erkeklerin giyiminde göze çarpan, boyunda düğümlenen ve omuzlara kadar inen dikdörtgen kumaş, son derece önem taşıyordu... Çünkü aslında bu kumaş, rengiyle onu taşıyan kişinin sosyal kimliğini de gösteriyordu... Romalılar döneminde de kravata tanık oluyoruz... O dönemde Romalı erkekler, günümüzdeki kravata çok benzeyen bir boyun bağı kullanıyorlardı...
Bir gün yolunuz Roma'daki "Triana Sütunu" na düşerse, kabartmalardaki kravatlı askerler sizi sakın şaşırtmasın!.. "Croatta" sözüne dikkat edin!..
Çünkü bu söz, günümüzdeki kravatın isim atası ve Hırvatça'dan gelmekte!.. Bu da çok doğal, çünkü Hırvatistan bir anlamda kravatın doğduğu yer!.. Modern anlamda dünyada ilk kravatı 17. yüzyılda bir fular şeklinde Hırvat askerleri taktılar...
Ülkesine gelen Hırvat paralı askerlerin boyunlarına düğümledikleri şerit halindeki kumaşı çok estetik ve asil bulan 14. Louis sayesinde kravat, Fransa'da erkeklerce birdenbire büyük bir ilgi gördü ve modacıların yaratıcılığı sonunda da, günümüze kadar ki sürecine başlamış oldu... Bu gelişim içinde özellikle Avrupalı erkekler kravatlarını yaşadıkları ülkenin geleneklerine uygun olarak farklı büyüklük ve bağlama stilleri ile kullandılar. O dönemin gözde modelleri "İtalyan", "Rus"," Amerikan" ve "İrlanda" gibi ülke isimleri ile birlikte anılıyordu... Bunun yanı sıra, toplumsal ve sosyolojik kimi etkinliklerin oluşturduğu "Doğu", "Sadakat", "Yolculuk", "Tembellik" ve "Diploması" gibi ilginç konulan simgeleyen bağlama stilleri de vardı... Hemen her konuda olduğu gibi, kravatın da serüveni zamanla birlikte ileriye doğru yol aldı...
19. yüzyılda evrensel bir forma ulaştı ve sonuçta giderek sadeleşti... Boyun çevresini yalnızca bir kere sarıp düğüm atılmaya bu yıllarda başlandı... 1890 ve 1900 yılları arasında kravatlar daha çok siyah zemin üzerine beyaz, kırmızı, mavi, yeşil ve sarı renkler de motiflerler ve çizgiler içeriyordu...
Ne var ki 1. Dünya Savaşı sonrası, belki de savaşın etkisi ile siyah zemin artık kabul görmemeye başladı ve kravatlar günümüzdeki gibi hemen her renkten zemin üstüne üretilir oldu... Kravat, giderek sanatla da özdeşleşti.
Bununla ilgili olarak ünlü Fransız şair Baudelaire'nin ilginç bir söylemi var: "Gerçek çağdaş ressam bize, kravat seçimlerimizle bile şairane olabildiğimizi ve günlük yaşamın epik yüzünü gösterebilen kişidir!.." Görüldüğü gibi şairlerle kravatın geçmişten gelen özel bir ikilemi de var!.. Bununla birlikte, kimi sanat akımları kravata bozuldular da!.. Örneğin önce fütüristler, arkasından gerçeküstücüler kravata eğildiler. Fütüristler, parlak ve dayanıklı bir metalden "Anti kravat" yaratarak onu yorumladılar!... Gerçeküstücülerse, düşlerden ve hayallerden gündelik hayata kadar hemen her şeyi kravata yansıtmaya başladılar!.. 1970'li yıllar kravatın gelişim çehresine ciddi değişiklikler getirdi...
Kravatta önce geometrik, puantiyeli, büyük ve kadınsı fantastik desenler belirdi ve bu arada eni oldukça genişledi... Bu dönemdeki en ilginç gelişim, baskı tekniği ile kravatta yer alan "pop art" yaklaşımlar oldu... 1980'li yıllarda ise, bu kez geniş enli kravatların yerini dar enliler almaya başladı. Özellikle İngiliz geleneğine ait zengin klasik motifler ön plandaydı... Günümüzde ise klasik tasarımlı, ciddi kravatlar hala hüküm sürse de, erkeklerin en az onlar kadar yeğ tuttukları esprili kravatlar da var artık!.. Tam bir hayal gücü platformuna dönüşen kravatlardaki desenlerin ve renklerin çeşitliliği, 90'lardan başlayarak günümüze kadar bu minval üzerinden geldi... Eğer şu günlerde çevrenize bakacak olursanız, artık kumaş ve ipek kravatlarda çizgi kahramanları, ekolojik sembolleri, halı motiflerini, resim ya da mimari unsurları, kimi zamanda hayal ötesi sayısız imgelerden oluşan ultra model ve motifleri görmeniz olası...
Bu da yine çok doğal, çünkü kravat da tarihin süreci içindeki yolculuğunu pekiştirmeye böyle devam ediyor!.. Kimi erkekler içine takması bir işkence de olabilse; kravatın değişik formları, renkleri, modelleri ve bağlama stilleri ile, erkeğin toplumsal statüsüne katkıda bulunduğu da gerçek!..
Küçük bir dokuma parçası belki ama, büyük vizyonlara ve misyonlara kaynaklık eden karizmatik özelliği ile kravat, kuşkusuz çağdaş erkeğin de işte bu yüzden simgesi!..


BUSİAD TEKSTİL RAPORU

TÜRK TEKSTİL SEKTÖRÜNÜN SORUNLARI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

GİRİŞ
BUSİAD Yönetim Kurulu , üyelerin sorunlarını tespit etmek, çözüm yollarını tartışmak, sorunları ve çözüm yollarını resmi makamlara ulaştırmak için yeni bir çalışma programını uygulamaya koymuş bulunmaktadır.
Bu programa göre, BUSİAD Başkanı ve Yönetim Kurulu üyeleri, her ay değişik sektör temsilcileri ile doğrudan toplantılar yapmaya başlamıştır.
Bu toplantılarda sorunlar tartışılacak, çıkan sonuçlar, öncelikle basın kuruluşları ile paylaşılacak, daha sonra ilgili makamlara ulaştırılacak ve çözüm yolları ilgili BUSİAD üyeleri adına takip edilecektir.
Söz konusu çalışma ile, BUSİAD Yönetim Kurulu sorunu yaşayan sanayiciler ile hükümet arasındaki kopukluğu gidermeyi ve üyelerimizin dayanışma içinde hareket etmelerini sağlamayı amaçlamaktadır.
Bu toplantıların ilki, Bursa ve ülkemiz için çok önemli bir sektör olan tekstil sektörünün sorunlarını tartışmak için 31.01.2005 tarihinde yapılmıştır. Bu toplantıya sektörün en büyük temsilcileri dahil olmak üzere, 40 ın üzerinde firma temsilcisi katılmıştır.
Bilindiği gibi, Türk tekstil, hazır giyim ve konfeksiyon sektörü, güç olarak, dünyada ön sıralarda yer almaktadır. Emek yoğun çalışan tekstilciler, hazır giyim ve konfeksiyoncular, 2 milyonu aşkın çalışanıyla Türkiyenin istihdam sorununun çözümüne ciddi anlamda katkı koymaktadırlar.

TEKSTİL, HAZIR GİYİM VE KONFEKSİYON SEKTÖRÜNÜN SORUNLARI

Tekstil sektörünün başlıca sorunları, aşağıdaki gibi sıralanabilir.

1. Tekstil sektöründe vizyon ve strateji eksikliği vardır. Bu nedenle, sektördeki bir çok işletme gelecekte çalışmalarını hangi yöne çevireceği konusunda kararsızdır. Bu durum, tekstil sektörünü gelecekte sorunlarla karşı karşıya bırakacaktır. Strateji belirleme konusunda işletmelere devletin, ticaret sanayi odalarının, üniversitelerin, ihracatçı birliklerinin ve ilgili sivil toplum kuruluşlarının yardımı ve katkısı gereklidir.
Doğru vizyon ve stratejiler geliştirilerek, sektöre yön verilmeli, sektörün kullanacağı teknolojiler ve bu teknolojilerin kullanım yerleri belirlenmelidir.

2. Çin tekstilinin aşırı,acımasız ve haksız rekabeti çok önemli bir sorundur. Özellikle temel ve standart tekstil ürünlerinde Çin firmaları ile rekabet etmek mümkün değildir. Gerekli önlemler alınmaz ise, bir çok işletme kapanacaktır.

3. Yurt dışındaki rakiplere göre, enerji, doğal gaz, işçilik, vergi, sigorta gibi temel girdiler ülkemizde oldukça yüksektir.

4. Diğer ihracatçılar gibi tekstilciler de kur riski ile karşı karşıyadır. Son üç yıldır,kurlardaki düşüş tekstil ihracatçılarının rekabet şansını azaltmıştır. Buna karşın, asgari ücret son üç yılda % 117 artmıştır.

5. Sanayici ve işadamları ile Hükümet arasında sağlıklı ve düzenli bir bilgi akışı yoktur. Bu nedenle,gerekli önlemler zamanında alınamamaktadır. Maalesef ülkemizde sağlıklı bir sanayi envanteri bulunmamaktadır.

6.Tekstil, hazır giyim ve konfeksiyon sektörünün en önemli sorunlarından birisi de kayıt dışılıktır Kayıt dışı çalışan tekstil işletmeleri, rekabet ortamının bozulmasına, makine parkının bilinmemesine, istihdam bilgilerinin yetersizliğine neden olmaktadır. Yetersiz bilgiler, geleceğe ilişkin doğru tahminler yapılmasına imkan vermemektedir.

7. Ülkemizde işsizlik çok ciddi boyutlarda olmasına karşın, tekstil sektöründe nitelikli eleman yetersizliği söz konusudur. Bu sektörde de üniversite sanayi işbirliği gerçekleştirilememektedir.

8. Sektörün sorunu, tasarım yapamamak, marka olamamak ve moda yaratamamaktır.

9.Tekstil şirketleri bir araya gelip sorunlarını ilgililere iletmemekte ve birlikte hareket edememektedirler. Bilindiği gibi, ortaya konulamayan veya birlikte dile getirilemeyen sorunlar,ilgili kurumlar tarafından dikkate alınmamaktadır.

10.Sektördeki firmalar arasında dayanışma yoktur, aynı müşterileri karşısında anlamsız bir rekabet söz konusudur.

11.Tekstil firmaları çalışanlarına gereken yatırımı yapmamaktadır.

12.Tekstilde Ar-Ge yatırımları yeterince yapılmamakta, yapılan Ar-Ge yatırımları için yeterli kaynak ve destek verilmemektedir.

13.Yabancı yatırımlar yeterince teşvik edilmemekte ve yatırım iklimi sağlanmamaktadır. Bu nedenle yabancı yatırımcılar ülkemize gelmemektedir. Aynı şekilde yabancı tasarımcıların ülkemize gelmesi teşvik edilmemekte ve onlar için gerekli çalışma ortamı sağlanamamaktadır.

14. 5084 Sayılı yasayla getirilen 49 ile verilen teşvik ülkede teşvikli yatırım anlayışına anlayışını iyice arapsaçına çevirmiştir, bu durum haksız rekabete ve yine ülke kaynaklarının heba edilmesine yol açacaktır.


ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Türkiyede tekstil, hazır giyim ve konfeksiyon sektörünün sorunları aşağıdaki önlemlerin alınması ile büyük ölçüde çözülebilir.

Öncelikle, sağlıklı bir sektör envanteri çıkarılmalı ve sorunlar masaya yatırılmalıdır.

1. Tekstil, hazır giyim ve konfeksiyon sektörü için kısa, orta ve uzun vadeli hedefler belirlenmeli, vizyon oluşturulmalı ve dünyadaki gelişmelere göre,izlenecek stratejiler tespit edilmeli; hedef ve stratejiler tüm işletme sahip ve yöneticilerine anlatılmalıdır.

2.Tekstil şirketleri bir araya gelerek sorunlarına ortak çözümler arayabilmeli, sektörel kümeler oluşturulmalı; Ar-Ge, eğitim ve benzeri yatırımları birlikte yapabilmelidir.

3.Tekstil sektörünün kayıt altına alınması için, vergi oranları düşürülmeli,denetimler yoğunlaştırılmalı,tüm harcamalar gider olarak yazılabilmelidir. Kapsamlı bir vergi reformu yapılmalıdır.

4. SSK primler, stopaj vergileri gibi işçilik maliyetleri üzerindeki yükler azaltılmalıdır.


5. Fiyatı, devlet tarafından belirlenen sanayide kullanılan enerji giderleri dünya fiyatları seviyesine çekilmelidir.

6.Üniversite sanayi işbirliği, BUSİAD, BTSO, İhracatçılar Birliği gibi kuruluşların öncülüğünde yapılmalıdır. Özellikle, BTSO nun sahip olduğu finansman kaynakları,Bursada bir Tekstil Tasarım Meslek Yüksek Okulu kurulması için kullanılmalıdır.

BEGEVin yapmakta olduğu çalışmalar desteklenmelidir. İtalya gibi tasarım konusunda ileri seviyedeki ülkelerden gelecek tasarımcıların giderleri özel sektör tarafından karşılanmalıdır.

7.Tekstil işletmelerini temsilen BUSİAD, Uludağ Üniversitesi ile başladığı çalışmaları geliştirerek, Üniversite Sanayi İşbirliğini hayata geçirecektir. Öğretim elemanlarının sanayi için daha çok çalışmalarına yardımcı olacak, öğrencilere staj imkanları konusunda daha çok destek verecektir.

8.Uludağ Üniversitesinin tekstil bölümünde, tasarım bölümü, kurulmasına vakit geçirmeden her türlü destek verilmelidir. Üniversite bu konuda mutlaka adım atmalıdır.

9.Teşvik yasası en az bir yıl süre ile bütün sektörler ve yöreler için uygulanmalıdır. Böylece bir çok kişinin işini kaybetmesi önlenmiş olacaktır.

10. Türk lirasının değerlenmesine karşı; ihracat yapan firmalara ülkeye döviz girişi yaptıklarında en az enflasyonun altında kalmamak suretiyle kur verilmelidir.

BUSİAD YÖNETİM KURULU

ŞU BİZİM DOKUMALAR!

Dokuma nedir? dense, verilecek yanıt tamı tamına şöyledir: Eğirme veya başka yollarla iplik haline sokulabilir her cins hammaddeden imal edilmiş olan, dokunan, örülen veya bu sistemlerin dışında sadece elyafı birbirlerine değişik metotlarla tutturarak bir bütün meydana getirme yolu ile elde edilen her cins kumaş, triko, döşemelik, halı ya da keçe!.. Yanıt böyle olunca, günlük hayatın içinde dokumanın ne kadar önemli olduğu da kendiliğinden ortaya çıkıyor... Çünkü günümüzde herkes, çeşitli biçim ve türde, dokuma mamulü olan hemen her türlü ürünü kullanıyor... Dolayısı ile insanlığın hayvan postlarından sıyrılıp, sırtına takım elbise ve tayyör ya da eteği geçirmesi, elbette uzun ve meşakkatli bir zaman ve dokumacılık öyküsünün de kaynağı oluyor...
Bu yazımızda, dünyadaki gelişiminden çok, dokumacılığın Türk özelindeki renkli geçmişine bir göz atmak istiyoruz...
Günümüzde, çağdaş makineler ve bin bir çeşit ürünle tekstil dalında dünyaya ihracat yapar hale gelmiş Türkiye'nin dokumacılık öyküsü, değişik safhaları kapsıyor... "Başlamak, bitirmek olduğuna göre", Türk dokumacılığı da bir dönem ve bir yerden başlamak zorundaydı... Bunu gözeterek, bir an için geçmişe dönmeliyiz: Türklerin çok eski dönemlerden bu yana dokumacılıkta usta olduğu biliniyor... Özellikle 1071 Malazgirt zaferi ertesi Anadolu'da bu işkolunun ve sanatın yayıldığı ve geliştiği, tarihi kayıtlardan anlaşılıyor... Osmanlı devletinin kuruluşuna kadar olan dönem, 1071 Malazgirt Savaşı'ndan sonra başlar ve dokumacılık bu arada bütün Anadolu'ya yayılır... O dönemde dokumacılıkta öne çıkan yöre ve kent, yine anlı şanlı Denizli'dir!..
Tabii bu süreç içinde Adana, Sivas, Erzurum ve Erzincan dokumalarını da unutmamak ve göz ardı etmemek diğer yanda Selçuklular döneminde Anadolu kumaş ve halıları, dış ülkelere ihraç ediliyordu...
Tarihte tekstil ihracatımızın ilk eşiğinde ve kumaş bazında, Anadolu Selçuklularının etkinliği tartışma götürmüyor!. .
Örneğin Türkmen aşiretlerindeki halıcılık geleneği de, Anadolu halılarına dış ülkelerde geniş bir potansiyel pazar sağlamıştı... Anadolu'dan ihraç edilen halıların ilk durağı Mısır'dı ve Mısırlı'lar bunlara bayılıyordu!.. 18. yüzyıl sonlarına kadar, Osmanlı İmparatorluğunun kuruluş ve yükseliş devresindeki Türk uygarlığı, Selçuklu sanat mirasını daha da değerlendirmek olanağını buldu ve bu dönemde dokumacılık, iç ve dış etkiler nedeniyle büyük bir gelişme kaydetti..
Dokumacılığın kaynağını ve estetiğini Doğu'dan alması, Batı'nın sadece tüketici durumda bulunması, Osmanlı Türkleri'nin ise bu iki uç arasında güçlü bir devlet kurmuş olmaları, önce iç piyasada bu işkoluna önem vermelerini sağladı... Bu arada nüfusun giderek artması ve hayat standartlarının keza giderek yükselmesi de, halkın güzel sanatlara eğilmesine yol açtı... Bu yaklaşım, doğal olarak dokumacılık sanatının da gelişim sürecini pekiştirmiş oldu...
Halktan gelen, sıra dışı ve kaliteli kumaşlara yönelen talep, devleti yönetenlerce de benimsendi ve alınan yerinde kararla, imal edilen dokumaların özellikle yüksek kalitede olması sürekli teşvik edildi... Bu devrede pamuklu dokumada bir numara, yukarıda da belirttiğimiz gibi Denizli idi!.. Örneğin dönemin gezginleri, yerinde gördükleri ve inceledikleri Denizli dokumaları için, "Pamuğunun nefaseti ve kuvvetli bükümü nedeniyle dokunan kumaş ve bezleri çok fazla dayanırlar!" diyorlardı...
İstanbul'da Fazlıpaşa ve Yenikapı'da kurulan yasma atölyeleri beyazlığı ile ün kazanan patiskaları; Bursa'nın türlü çeşitli bez ve peştamalları, Malatya'nın adını taşıyan renkli dokumaları ve ipliği, İskenderiye ve Kıbrıs'ın pamuklu dokuma ve tülbentleri, Diyarbakır'ın kırmızı bez ve sahtiyanları, Urfa'nın basmaları, Mardin, Musul ve Bağdat'ın pamuk bezleri gelişen bu koşulların ürünüydü... İpekli dokumacılıkta, Musul'un İpek üzerine sırma karışık olarak dokunan ve adını bu kentten alan muslinler, ipekçiliğin, daha o zamanlar merkezi haline gelen Bursa'da yapılan altın işlemeli ipekli dokumalar ve işlemeli çiçekli kadifeleri çok aranıyor ve tutuluyordu... Bu dönemde Bursa, Edirne, Bilecik ve İstanbul'daki atölyelerde dokunan kumaşlarda özellikle Selçuklu desenleri işlenmekteydi...
Yünlü dokumacılıkta ise Erzincan ve Erzurum telye'leri, Karaman'ın kaliçe'leri büyük bir ün kazanmıştı... Ayrıca İstanbul'da aba ve sof, Kütahya'da seccade, Selanik'te çuha dokunuyordu... Ankara'nın ünlü sofu ve tiftik iplikleri ise yoğun taleple Cezayir, Mısır ve diğer dış ülkelere satılıyordu. (O dönemlerde Ankara'da yaklaşık olarak 1500 kadar sof dokuyan el tezgahı vardı...)
Keten ve kendir dokumacılığı ise Kastamonu, Taşköprü, Musul, Mardin ve Bağdat'ta yayılmıştı... Hızla ve gelişerek ilerleyen dokumacılık işkolunun yanında, dokuma boyacılığı da o dönemlerde giderek gelişti...
Edirne usulü pamuk boyama işlemi yurtiçinde ve dışında bu dalda büyük bir ün kazandı... Kök boyaları ile, boyama usullerinin bozulmamasına önem verildi... Bu arada Fransızlar, pamuğu Edirne usulünce (Edirne Kırmızısı) boyayabilmek için 18. yy. ortalarına kadar büyük çabalar harcadılarsa da, bu konuda başarı sağlayamadılar... Gelişmesi 16. yy. ortasına kadar devam eden Türk dokumacılığı, geniş imparatorluk sınırları içinde ülke ihtiyacını rahatlıkla karşıladığı gibi, yukarıda da değindiğimiz gibi, dış ülkelere ihraç olanağı da sağlıyordu... Bu arada 1532 yılında ilk kapitülasyon imtiyazı verildi ve bu imtiyaz bir çok yabancı ülkeye tanındı...
Böylece bir taraftan bu imtiyazların yabancı mamullere sağladığı farklı olanak, diğer yandan gümrük resimlerini arttırmak yolu ile yerli dokumaların korunamaması, aynı zamanda Avrupa'da makineleşmenin başlaması ve bu teknik gelişmeye Türkiye'nin ayak uyduramaması, Türk dokumacılığını neredeyse durma aşamasına getirdi!.. Cumhuriyete kadar olan ve 18. yüzyılda başlayıp 19. yüzyılda devam eden çöküntü döneminde, padişah III. Selim dokumacılık konusuyla ilgilenmek istediyse de, daha önce verilmiş olan yabancı imtiyazlar önüne aşılmaz engeller olarak çıktı.
Abdülaziz devrinde ithalatta gümrük resmi yüzde 5'ten 8'e çıkarıldı!.. Bu arada Türk dokumacılığının yeniden geliştirilmesi için bir komisyon kuruldu... Bu amaçla çeşitli sergiler ve sanat okullar açıldı... Öte yandan yeni şirketler de kuruldu ama, bu girişimler Avrupa'da hızla gelişen sanayileşme hareketi karşısında ne yazık ki yeterli olamadı!..
Sonunda yabancı sermaye ve girişimiyle, Bursa ve Lübnan'da birer İpekli fabrikası, Adana, Tarsus ve İzmir'de birer pamuk İpliği fabrikası, Afyon'da İzmir'de halı ipliği fabrikaları kuruldu...
Bu devrede devletçe kurulan ve daha sonraları Sümerbank'a devredilecek olan fabrikalar; İstanbul'da Feshane yünlü, Hereke'de Hereke yünlü ve yine İstanbul, Bakırköy'de pamuklu bez fabrikaları oldu... Cumhuriyet döneminde Lozan antlaşması ile kazanılan milli hakimiyet sayesinde, hemen her alanda olduğu gibi dokumacılık alanında da tekrar ilerleme süreci başlatıldı.. 1925 yılında kurulan Türkiye Sınai ve Maadin Bankası, kendine devredilen devlet fabrikalarının makine ve aksamını, çağdaş tekniğe uydurarak rasyonel işletmeler meydana getirirken, bu defa halkın katılmasıyla yeni küçük işletmeler de kuruldu... O dönemlerde Bünyan ve Isparta'da kurulan yün ipliği fabrikaları, bu ilk anonim şirketlerce meydana getirildi... 28 Mayıs 1927 tarihinde 15yıl süreyle "Teşviki Sanayi Kanunu" çıkarıldı... Bu kanun, gerek devlet ve gerekse özel teşebbüs olarak dokumacılık ve tüm mensucat sanayiinde büyük gelişmelere yol açacak nitelikteydi... 1933 yılında Sümerbank'ın tesisi ile dokumacılıkta asıl önemli adımın atılması sağlandı ve bunu, özel sektöre ait büyük pamuklu ve yünlü fabrikaların kurulması takip etti...
Malazgirt zaferi ertesi, Anadolu'da kol atıp büyüyen ve gelişen dokumacılık serüvenimizin günümüzdeki hızını ve kalitesini, artık bütün dünya biliyor!.. Ve şu bizim dokumalar, renkleri, folkloru ve tarihten gelen mitosu ile artık bir numaradır ve Türkiye tekstil sanayiinde bir dünya devidir!..

EVSİAD

TEKSTİL
KASIM UZUNÖZ
Tekstil, insanlık tarihinde en eski mesleklerden biridir. İnsan her zaman barınma, giyinme ve örtünme ihtiyacı duymuştur. Başlangıçta örtünmek için tekstille tanışan insan zamanla soğuktan korunmak için kumaş dokumaya başlamıştır. Günümüzde ise tekstil yüzeyleri birçok alanda kullanılmaktadır. İnsanlar artık güneşten korunmak, iyi görünmek, güzel ve uyumlu bir ortam oluşturmak için de tekstil yüzeyi kullanmaktadır.
Tekstil; Latince textilis sözcüğünden dilimize geçmiş olup oluşturulmuş yüzey anlamındadır. Türkçede önceleri mensucat olarak da ifade edilmiştir. Genel olarak tekstil, liften başlayarak elyaf, iplik, dokuma, örme, dokusuz yüzey, terbiye, boya, baskı ve konfeksiyon aşamalarını kapsar.
Giyim, dekorasyon ve endüstriyel amaçlı tekstil yüzeyleri üç ana yöntemle üretilmektedir. Dokuma kumaşları, diğer yüzeylerden ayırabilmek için bu yüzeyleri tanımak gerekir.
Tekstil yüzeyleri yapılarına ve oluşumlarına göre üç sınıfa ayrılır:
Dokuma yüzeyler
Örme (triko) yüzeyler
Dokusuz (nonwoven) yüzeyler

Dokuma Yüzeyler
Atkı ve çözgü bağlantıları ile oluşan kumaşlardır

Örme (Triko) Yüzeyler
İpliklerin tek başına ya da topluca, örücü iğne ve yardımcı elemanlarla ilmekler haline getirilmesi ile oluşan tekstil yüzeyidir. Örme kumaşlar, kullanılan iplik özellikleri, uygulama yapılan makine özellikleri olarak diğer kumaş elde etme yöntemlerine ve malzemelerine göre farklıdır. Örme kumaşlar, diğer tekstil yüzeylerine göre boyut stabilitesi yönünden daha esnek, daha elastik, daha yumuşak ve daha dolgun bir yapı gösterirler.

Dokusuz (Nonwoven) Yüzeyler
Gelişen tekstil teknolojisine paralel olarak ortaya çıkan ve çok özel uygulama alanları bulabilen dokusuz yüzeyler, günümüzde oldukça önemli hale gelmiştir. Bugün için tıptan tarıma, inşaat sektörüne, değişik endüstriyel uygulamalardan, uzay ve savunma sanayiine kadar pek çok alanda kullanımları mümkün olabilmektedir

Dokusuz yüzeylerin kullanım alanları
Giyim: Astar, elbise izolasyonu, ayakkabı ve çanta, eldiven, şapka.
Tarım ve bahçe: Ürün üstlerini kapatma, çim koruma, kök sarma, fidanlık kaplama, rüzgar çiti, güneş
perdesi, zararlı böceklere karşı koruma.
Otomotiv: Zemin ve iç kaplama, hava ve yağ filtreleri, ses izolasyonu, döşeme.
İnşaat: Çatı kaplama, izolasyon, boru izolasyonu, takviye malzemeleri, plan kartonları, yapay çim.
Jeotekstil: Asfalt, drenaj, baraj, havuz, akarsu bentleri ve tenis kortları, sunî çim, erozyon kontrol.
Ev mobilya: Kaplama, yatak kaplama, duvar kaplama, mobilya arkaları, halı.
Sağlık: Cerrahi maske ve ameliyat önlüğü, ayakkabı, elbise, ortopedik ped, steril paketleme, bandaj,
çocuk bezi, kan ve diyaliz makinelerinde.
Ev: Halı, döşemelik, peçete, masa örtüsü, çay, kahve poşeti, ıslak ve kuru mendil.
Endüstriyel ve askerî: Hava ve toz tutucu filtre, askerî elbise, kablo izolasyonu, laboratuvar elbisesi, zımpara ve parlatma bezi, uyku tulumu, sunî deri, muşamba.
Ofis ve okul: Kitap kaplama, disk koruyucu, zarf, etiket, havlu, promosyon ürünler.

Tekstil Tasarımında Renk

Belirli bir kumaşın birden fazla renk kombinasyonunda çalışılması kumaş müşterisine daha ön-ceden tasarlanmış bir iç dekorasyona (Duvar rengi , mobilya rengi ) uygun kumaşın seçimi için kolaylık sağlar.
Arş. Gör. Havva Halaçeli
DEÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Tekstil Bölümü

Tekstil tasarımı diğer ürün tasarımlarından tasarımın kumaş en ve boyu yönünde tekrar etmesi nedeniyle farklıdır. Bu duruma ilave olarak tekstil tasarımında ürünün birden fazla renk kombinasyonunda sunulması tekstil tasarımını diğer ürün tasarımlarından ayırır. Bir kitabın illüstre edilmesinde veya iç dekoras-yonda yalnızca spesifik bir renk grubu ile çalışılırken tekstil tasarımı 3 veya 4 renk kombinasyonunda oluş-turulmalıdır. Çiçekli bir desen mavi, kırmızı ve yeşil kombinasyonlarda basılabilir ancak her bir kombinasyon farklı bir renk grubunu göstermesine rağmen tüm alternatiflerin benzer renk duygusunu vermesi arzulanır. Burada tüm renk grupları renk ilişkisi, ton (Açıklık veya koyuluk) ve kroma (Parlaklık- matlık) yönünden eşdeğer olmalıdır. Böyle eşdeğer renk grupları için aynı ağırlıkta oldukları söylenir ve renk kombinasyonu olarak adlandırılırlar. Renklendirme terimi renk gruplarının ağırlıklı karşılığıdır ve genel anlamda tasarımın renkli ifadesi anlamına gelir Belirli bir kumaşın birden fazla renk grubunda renklendirilmesi kumaş müşterisine daha önceden tasarlanmış bir iç dekorasyona (Duvar rengi , mobilya rengi ) uygun kumaşın seçimi için kolaylık sağlar. Özellikle ev tekstili en-düstrisinde üreticinin aynı ürünü birden fazla renk seçeneği ile tüketiciye sunabilmesi için aynı kumaşın çeşitli renk kom-binasyonlarında üretilmesi gereklidir. Ayrıca iç dekorasyon tasarımını kolaylaştırmak açısından baskılı kumaşın diğer kumaş grupları ile de kombinasyon oluşturması gerekir. Örnek olarak lacivert, mavi ve koyu yeşil renklerde (aynı ton ve kromada üç renk) yatak örtüsü öneren bir ev tekstili üreticisi bu üç yatak örtüsü ile üç kombinasyon oluşturacak bir perde için desen seçer. Yatak örtüleri gibi perdeler de farklı renkte olsalar da ilk bakışta aynı etkiyi vermelidirler. Aynı ağırlıktaki renk düzeninden uzaklaştıkça tasarımın görünümü de değişir. Böyle bir etki her zaman arzulanmaz, çünkü değişiklikler farklı iki tasarım etkisi uyandırır. Şekil 1. Belirli bir kumaşın farklı renklerde sunumu.
Renk Kombinasyonu Oluşturma Yöntemleri
Tasarımın başlangıcından itibaren, bir tasarım birden fazla aynı ağırlıkta renk grubu ile geliştirilebilir. İlk olarak bir renk seçilir ve ardından diğer renkler seçilerek desen taslağında kullanılırlar. Böyle kombinasyonlar ağırlıklı olarak tasarla-nırlarsa genel bir metot takip edilir. Öncelikle orijinal tasarımda bulunan renklerin listesi çıkarılır (Eğer örnek bir tasa-rımdan yola çıkılıyorsa o tasarımın renklendirmesi olarak adlandırılır). Tasarımı oluşturan desendeki renkler hakimiyet-lerine göre sıralanırlar. Örnek olarak orijinal desende baskın renk mavi, ikinci baskın renk yeşil, üçüncü baskın renk mor, ardından açık turuncu vurgular ve küçük miktarda açık kırmızılar olduğu varsayılsın. Bu renklerin renk çemberin-deki yerleri belirlenir. Her bir renk, renk çemberinde bir basamak ilerletildiğinde orijinal desendeki ile aynı renk ilişkisi-ne sahip bir kombinasyon elde edilir (Bu aşamada yalnızca birincil ve ikincil renk gruplarında atlama yapılır). Elde edilen yeni kombinasyonda baskın renk mor, ikinci baskın renk mavi, üçüncü baskın renk kırmızı, ardından sarı vurgular ve küçük miktarda sarı-turuncular bulunur. Genel bir kural olarak baskılı tekstiller sıcak, soğuk ve nötr olmak üzere üç kombinasyonda sunulurlar. Yukarda anlatı-lan örnekte orijinal renklendirme daha çok soğuk renklerden oluşmuştur. Sıcak bir seçim için III nolu alternatif gösteri-lebilir. Elde edilen kombinasyonlar potansiyel alıcıya olabildiğince seçme imkanı vermeli ve hiçbir kombinasyon görünüş olarak diğerlerine benzememelidir. Birbirine çok benzeyen iki kombinasyonu basmak firma için ilave bir maliyet oluştu-rurken alıcı için de seçim yapmak zorlaşır.Renk düzenlemeleri renk çemberinde birbiri ardına düzenlendikten ve en uy-gun seçimler yapıldıktan sonra, renk kombinasyonlarını hazırlamak için boyalar hazırlanır. Bu aşamada seçilen her renk orijinal tasarımdaki ton ve kromaya karşılık gelmelidir. Orijinal desendeki renklere karşılık gelen renkler bir arada değerlendirilmeli ve düzeltmeler her bir renk için eşit düzeyde yapılmalıdır. Bu durumda, renk kombinasyonlarına bir a-rada bakıldığında amaçlanan kombinasyon çeşitliliği elde edilmemiş olabilir. Bu yüzden renk kombinasyonu oluşturmak için renk çemberinde izlenen yöntemden ayrılacak olunsa da bazı değişiklikler yapılmalıdır. Renklendirmenin yapıldığı aşamada renklere periyodik olarak belirli bir mesafeden bakılmalıdır. Uygun renk olarak tanımlanan, birbiriyle yakın bir renk ilişkisine sahip renkler yakın bir mesafeden göze güzel görünürken, mesafe arttırıldıkça renkler arasındaki farklı-lıklar algılanmamaktadır. Ancak belirli bir desende bulunan ve aynı görünen iki rengi basmanın aynı maliyette olduğu söyle-nemez. Renk çemberinde sarının en açık, morun en koyu renk olduğu gözönünde bulundurulursa, bu iki rengin (Özel-likle sarının) diğerleri ile aynı ağırlıkta olmadığı farkedilir. Sarı veya morun desende baskın alanlarda kullanılmaması man-tıklı olacaktır. Mavi ile eşit kromada ve aynı tonda bir sarı oluşturmak mümkün değildir. Bu yüzden tasarımcı mor ve sarıyı kullandığı alanlarda dilediği duygu ve görünümü vurgulamak için renklerde değişiklikler (Hileler) yapmalıdır. Ta-sarımcı zamanla, çalışarak, tasarımı görerek, değiştirerek ve uygulamalar yaparak orijinal desenin duygusuna sahip olan ve onu tekrar etmeyen renklendirme metotları keşfeder. Burada taslak olarak anlatılan ve mükemmel renklendir-meyi sağlamaya yönelik olan aşamalar kesin formüller olmayıp, yaygın olarak kullanılan yol göstericilerdir.
Rengin Görünümünü Değiştirme
Hazır giyimde renklendirme genelde aynı ağırlıkta renk gruplarıyla hazırlansa da dekoratif (Süsleme amaçlı) renklendir-me için aynı kurallar izlenmez, çeşitli renk varyasyonları ile tasarımın görünümünü vurgulamak esastır. Bunun yanında renk, deseni tamamen değiştirmek için de kullanılabilir. Bu yöntem eski ve başarılı bir desenin bir firma tarafından ye-niden gündeme getirilmesi için kullanılmaktadır. Eski bir kumaşta renkler çarpıcı etkilerini yitirmiş olsalar da kumaşın deseni günümüzde yeniden popüler olabilir. William Morris tasarımlarının erguvan, pembe ve yeşil tonlarda bayan giyiminde belirli bir sezon popüler olması gibi, döşemelik bir desen yeniden renklendirilerek dış giyimde kullanılabilir. Muhafazakar renklerdeki bir desen parlak tonlarda mayo kumaşı olarak basılabilir.Kumaşlar; renklendirme aynı ağırlıkta olmasa da, belirli benzerlikler korunacak şekilde renklendirilebilirler. Örnek olarak bir OMBRE tasarım renk ilişkisine karşılık gelen parlak, kurşuni ve pastel versiyonlarda renklendirilebilir.Çok renkli bir desen, monoton veya iki renkli olarak yeniden basılabilir. Böylesi bir etki ile tamamı farklı görünen aynı zamanda daha ucuza mal olan tutarlı tasarımlar elde edilir. Çünkü renk sayısının azaltılmasıyla şablon sayısı da azaltılmış olur.
Renk Kombinasyonlarının Sunumu
Renk kombinasyonlarının sunumundan önce renkler hazırlanır, yeni renk kombinasyonunda kullanılacak tüm renkler se-çilir ve orijinal desenin küçük bir bölümü yeni renk kombinasyonlarının her birine göre boyanır. Orijinal tasarımın sol üst kısmı veya herhangi bir bölümü tasarımda kullanılan tüm renkleri gösterecek şekilde renklendirilir. Renklendirme orijinal desen-de yapıldığı şekilde yapılmalı; aynı kağıt, aynı transfer metodu, düz yüzeyler düz, noktalar eşit yoğunlukta olmalıdır. Kumaşa baskı işlemi yapılırken her renk için bir şablon kullanılır. Basılacak her renk için o rengi gösterecek işaretler eklenmelidir. Renk işaret-leri açık renkten koyu renge doğru veya hakim renkten daha az olan renge doğru tekrar edilmesiyle aynı sıradaki renk işaretlerinin desende aynı figürü göstermesi sağlanır. Tasarımcının referans oluştur-mak amacıyla hazırladığı renk kombinasyonlarından numuneler biriktirmesi ve boya reçetelerini muhafaza etmesi gerekir. Böylece desen için elde edilen kombinasyonun alıcı bulması halinde boya reçetelerinin yeniden oluşturulması için zaman kaybı yaşanmaz. Sunum için bir levhaya orijinal desen ve renk kombinasyonları şekil 3’ deki gibi yerleştirilir.
* “Textiles a Handbook For Designers” adlı kitabın, “Color Considerations in Textile Design” başlıklı bölümü ev tekstili açısından uyarlanarak aktarılmıştır.

olduğunu savunan renk uzmanları, içinde kendimizi rahat ve mutlu hissedeceğimiz skalalardan yanalar.

Sihirli etkiler yaratıyorlar

Özgürlük ve kişisellik bu derece desteklenince, kullanımı pastel renklere göre daha zor olan parlak ve güçlü renkler boya tenekelerinden çıkarak duvarlara, kumaşlara, zeminlere yayılmaya başladılar. Mevsimin de etkisiyle çoğalan pembe-beyaz birlikteliği, seçilen pembenin tonuna göre romantik ya da çekici atmosferler oluşturabiliyor. Ege’nin iki kıyısına da çok yakışan türkuaz, beyazla birleştiğinde dinlendirici ve dengeli, turuncuyla kullanıldığında ise göz alıcı mekânlar oluşturuyor. Görsel ısısı çok yüksek olan turuncu, olumlu enerjisi ve eğlenceli karakteriyle, modern düzenlemelerin de vazgeçilmezleri arasında. Koyu ya da natürel tonları ağırlıklı olarak kullandığınız bir mekána kıpkırmızı bir detay yerleştirip yarattığı sihirli etkiyi seyretmek de bir seçenek olabilir. Dolayısıyla, klasik kuralların içinde kalmak yerine, renkleri ruhunuzla kombine ederek kendi ‘ara’ renklerinizi oluşturabilirseniz, bu güzel bahar sabahlarında size özel mekánlara uyanırsınız!..

Renk mi, natürellik mi?
Yaklaşan yeni mevsimle birlikte eviniz için yeni renk paletleri planlıyor ama bu iki seçenek arasında kararsız kalıyorsanız, her iki grubun taraftarlarını bir dinleyin! Natürel renkler huzur, parlak renkler ise enerji katıyor iç mekânlara.

a) Krem bir kabuk içinde yaşamak
b) b) Turuncu bir hikâye yazmak.

Renk sevdalıları parmak kaldırsın! Designers Guild firmasının sahibi Tricia Guild, ‘Ameliyathaneye benzeyen bir odadan daha depresif bir yer yoktur’ diyor. Hak vermemek elde değil. Beyaz, kum ve taş renginin tapınakları haline gelen modern evler, birbirinin tıpatıp aynı mekânlar yaratıyorlar.

Düzenli... Kısıtlayıcı... Ve ilham vermekten uzak! Bu nedenle moda dünyasının renklere bürünmesi, Pucci, Neisha Crosland ve Missoni gibi renk aşığı markaların yeni koleksiyonlarında renk kullanımında sınır tanımamaları, dekorasyona da ‘renk’ katmak isteyenlerin işini kolaylaştırdı.

Rosita Missoni, ‘Renk, benim hayatımın önemli bir malzemesidir. ’ diyor. Moda tasarımcısı Matthew Williamson da onunla aynı görüşte olmalı ki, tasarladığı halılarda elektrik renklerini bolca kullanıyor.

Renklerin içinde yaşamak, insanın moralini ve enerjisini yükseltiyor. Egzotik, seksi ve duyguları uyarıcı renkler, natürel paletlerin sahip olamadığı bir güce sahip. Hem bembeyaz bir küpte yaşamanın ne zevki var ki?

Natürel renklerin sıkıcı ve ruhsuz olduğunu mu düşünüyorsunuz? Bir kere daha düşünün. Minimalizmin ustası John Pawson, beyazın en az 50 farklı tonunun olduğunu söylüyor. Buna ilave olarak, bej, kum rengi, krem, gri ve badem renginin tonlarından oluşan geniş bir renk paletinden söz ediyor.

Bir odanın renk pigmentleriyle oynayarak, soğuk ya da sıcak bir etki yaratabiliyorsunuz. Ünlü İngiliz dekoratör Kelly Hoppen, sabahları daha iyi hissetmek için yatak odanızın natürel renklerle döşenmiş olması gerektiği görüşünde:

‘Eve geldiğinizde etrafınızı saran eşyaların gürültü yapmaması, size bağırmaması çok önemli. Evinizde huzur bulmalısınız. Dengeli kullanılmazsa, parlak renklerin seçildiği düzenlemeler hatalarla sonuçlanıyor. Üstelik renklerin modası mevsim hızıyla değişirken, natürel renkler zamansız bir çözüm sunuyor.

”Pure Style Living” kitabının yazarı Jane Cumberbatch anlatıyor:
Soğuk kuzey ışığının üzerine Akdeniz tonları düşürmek çok kolaydır. Nötr bir arka fon, size mükemmel bir tuval yaratacaktır; üzerine istediğiniz yoğunlukta renk serpiştirebilirsiniz. Rengi aksesuar ve tekstilde kullanmak, size modaya göre değişiklik yapma özgürlüğünü de sağlayacaktır. Bu söylenenlerle ikna olmadınız diyelim, peki her sene koleksiyonlarını doğal ve iddiasız tonlarla yaratan Calvin Klein, Giorgio Armani, Anouska Hempel gibi tasarımcılar yanılmış olabilirler mi?

Dekorasyonda renk
Hepimizin başına birçok defa gelmiştir; güzel bir mor, perde olduğunda gözünüze çok rahatsız edici gelebilir, ya da süper bir yeşil, koltuğunuzu kapladığında, mutasyona uğramış dev bir kurbağa gibi durabilir. Evinizin rengini değiştirmeye karar verdiyseniz ve her şey bittikten sonra "ama ben böyle hayal etmemiştim" demek istemiyorsanız, size seçiminizi kolaylaştıracak bir kaç önerimiz var!

Denge ve Uyum
Evinizde kullanacağınız renkleri belirlemede denge ve uyum, size yol gösterecek anahtar kelimeler olmalı. Bir rengin diğeri ile ilişkisi, yeni dekorasyon şemanız için önemli bir başlangıç olacağından, bu ikiliyi göz ardı etmemekte fayda var. Bu nedenle, mekânda bütünlüğü yakalamak istiyorsanız, önce kendinize bir ana renk belirleyin. Koltuk, mekânda her zaman başrole oynadığından ana renginizin koltuğunuzun tarzıyla uyumlu olmasına dikkat etmelisiniz. Sonra da halı ve diğer aksesuarları seçin. Bu aksesuarlar, koltuk renginizin açık ya da koyu bir tonu olabileceği gibi kontrast bir renk de olabilir.(Hatta daha iyi olur)

Mekanın daha geniş görünmesi için
Evinizi olduğundan daha büyük göstermenin birçok yolu var. Ancak bunlardan en masrafsız olanı, renklerle oynamak... Örneğin; koyu renkler geniş bir odayı daraltırken, açık renkler küçük mekânları daha geniş gösterir.
Eğer basık tavanlı bir eviniz varsa, evininizin duvarlarını koyu, tavanınızı açık renge boyayarak bu sorunu çözebilirsiniz. Ancak eviniz küçükse, modaya uyup asla duvarlarınızı koyu renge boyamayın. Bu evinizin daha da küçük görünmesinden başka bir işe yaramaz.

Renklerin dili
Kırmızı, sarı ve turuncu sıcak renk grubuna girer ve fazla klasik olmayan küçük evler için idealdir.
Mavi, mor ve bordo ise soğuk renklerdir ve genellikle klasik evler için uygundur.
Yeşil ise tam bir denge rengidir. Tonlarına göre her ortamda rahatlıkla kullanılabilir. Açık, fıstık yeşili gibi tonlar spor ve minimalist evler için idealken, koyu nefti tonlar daha klasik mekânlar için uygundur.

Işık olmazsa renk de olmaz
Evimizin ağırlıklı rengini aşağı yukarı belirledik. Ama o da ne! Mağazada gördüğünüz o enfes yeşil aslında kahverengiymiş! Durun! Evinizdeki bütün eşyaları baştan aşağı değiştirmenize hiç gerek yok. Bu durumda koltuğunuzun eski yeşile dönmesi için aydınlatmanızı değiştirmeniz yeterli olacaktır. Yüksek watt ampuller hem gözü yorar, hem de eşyalarınızın doğru rengini göstermez.
Bu nedenle yerden aydınlatmaları tercih etmek her zaman yerinde bir karar olacaktır. Böylece daha soft bir görüntü yakalamış olursunuz.

Ruh halini de etkiliyor
Renkler; canlı, baştan çıkarıcı, dinlendirici, belirsiz, kışkırtıcı, huzurlu gibi bir çok şekilde tanımlanırlar.
Çoğu zaman renklere karşı tepkilerimiz doğuştandır, buna rağmen bazı renkler kültürel olarak bize kodlamış ya da öğretilmiştir. Örneğin, kırmızı heyecan verici tutkulu bir renk olarak bilinirken, yeşil daha pasif bir renk olarak algılanır. Açıklanamaz bir şekilde pembenin belli bir tonu sakinleştiricidir. Bazı kültürlerde beyaz hayatı, diğerlerinde ise ölümü sembolize eder.

Hangi renk nerede kullanılmalı?

Kırmızı
Kırmızının kan basıncını yükselttiği bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Kendisi emici bir renk olup, sürekli büyüyormuş izlenimi verir. Yoksa kırmızı bir duvara sürekli baktığınızda hiç üzerinize üzerinize geldiği olmadı mı? Kırmızı genellikle kütüphane gibi yerlerde, ya da sıcak mekânlarda düşünceyi ve sohbeti canlandırmak için kullanılır. Kırmızının aynı zamanda iştahı kabarttığı da söylenir; şarap ve lal taşı renkleri bu yüzden yemek odalarında sıkça kullanılır.

Sarı
Sarı güneş ışınları gibi sıcaklık ve ışık yayar. Gözü en yoran renklerden biri olarak nitelense de aydınlanmanın rengi olarak bilinir. Sarının yasal olan ilmi inanışa göre, metabolizmayı hızlandırdığı ve hafızayla konsantrasyonu kuvvetlendirdiği bilinmektedir. Yağ sarısı gibi soluk sarılar samimi ve davetkâr olmalarından dolayı oturma ve yemek odalarında uygulanırlar. Ancak canlı bir sarı, tiksinme duygusu yaratabilir.

Turuncu
Turuncu her şekilde karşımıza aldatıcı bir kışkırtıcılıkla çıkar. Coşkun turuncu aynı kırmızı gibi iştah açar. Turuncuyu sakinleştiremezsiniz, tonunu açtıkça çamurumsu ve sıkıcı bir hal alacaktır. Ama ten renginin tamamlayıcısı olduğu için, şeftali gibi hafif tonları nötr renk grubuna girer. Parlak turuncu tonları en iyi belirli yerleri vurgulamak amacıyla kullanılır.


Yeşil
Yaşamın ve çimenin rengi yeşil, birçok tonuyla maviden daha huzur vericidir. Yeşil sinirleri yatıştırır, bu yüzden de genellikle hastanelerde ve birçok kurumlarda tercih edilir. Odaklanması ve hemen hemen her renkle uyum sağlaması en kolay renk olduğu için yeşil, insanların en çok vakit geçirdikleri yerlerde görülür. Beyaz ya da siyahla karıştırılarak kullanıldığında ‘nötr nötr’ (başka bir deyişle etkisiz eleman) hale gelir. Buna rağmen sarı ile karıştırılmış bir yeşil şok edici olabilir.

Mavi
Denizin ve gökyüzünün rengi mavi, sakin bir renktir. Özellikle ekonomik belirsizlik dönemlerinde popüler olduğu için güveni temsil eder. Bazı maviler, her nasılsa soğuk ve kederli olarak ün yapmışlardır; Moody Blues’u düşünsenize... Mavi geri çekiliyormuş hissi verir; soluk maviler boşluk hissini kuvvetlendirir ve yatak odaları ile bahçeye açılan bölümler için idealdir. Soluk ve orta karar mavilerin yatıştırıcı bir yönü olduğundan çocuk odaları için biçilmiş kaftandırlar.

Mor
Günbatımı gibi kısa ömürlü bir renk olan mor, tıpkı turuncu gibi mekanlara tat katmak amacıyla kullanılır. Popülaritesini iki faktöre borçludur: İyileştirici aynı zamanda romantik olmasına ve uykusuzluk problemine çare olmasına. Bu yüzden mor, yaygın olarak yatak odaları için önerilir.






TASARIMCININ ROLÜ / Nesrin ÖNLÜ

1779 da Samuel Crompton tarafından gelişmiş büküm makinesinin icadı atkı ve çözgü için güçlü ve farklı türde ipliklerin üretilmesine olanak sağladı. 1875 de Edmund Cartwright tarafından icat edilen dokuma makinesi tekstillerde seri üretime geçilmesinin ilk adımlarını attı ve tekstil pazarında rekabeti daha da ön plana çıkardı.

Modern Dönemin Başlangıcı (1550-1780)
1550-1780 dönemi tekstil sanatlarında gözle görülür değişim ve gelişimler dönemiydi. Yünde, ipekte ve ketende kurulan endüstriler kuruldukları ülkelerde ve dünyanın geniş bir bölümünde geniş bir pazara ulaşarak gelişti. Nüfus artışı ile birlikte yaşam standardının genel yükselişi kumaş endüstrisi üzerine büyük bir etkiye sahipti. Bu dönemde ev tekstillerinin artan bir tüketimi vardı. 17. Ve 18.y.y. arasında , lüks ve konfora verilen büyük önem nedeniyle perdelik ve döşemelik gibi ev tekstillerinde büyük bir değişim oldu. Perdelik ve döşemelikleri, çeyiz amaçlı çarşaf,masa örtüsü,peçeteler ve diğer benzeri ürünleri içeren lüks tekstillere olan talep sadece kraliyet erkanı ve soylulardan değil orta sınıftan da gelmeye başladı. Yatak askıları,ipekli duvar askıları ,halı masa örtülerine ilave, bu dönemde yeni bir ürün olarak sandalye ve koltuk döşemeliği kumaşları üretilmeye başlandı. Bunların bazıları tapestry tekniği ile dokunuyordu. Üretilen en lüks kumaşlar mobilya döşemesinde kullanılmaktaydı. Desenler genellikle giysilik kumaş desenlerinden çok daha tutucu idi. 18.y.y. a kadar daha çok baskı desenli kumaşlar moda oldu. En üstün nitelikli tekstiller sandalye,koltuk döşemesi ile birlikte, yatak tenteleri,perdeleri,baş ucu ve ayak ucu örtüleri ,işlemeli yatak örtüleri,dekoratif yastık kılıfları,hatta çarşaflar ve battaniyeler için de kullanıldı. Çünkü yatak ,Ortaçağ dönemlerinden beri en prestijli mobilya idi. Duvar askıları altın ve gümüş ipliklerle işliydi. Motif olarak daha ziyade kuş ve çiçek motifleri tercih ediliyordu. Bu dönemde doğu ile ticaret ev tekstillerinde ikinci büyük gelişimin nedeni oldu. Avrupa ötesine ticaretin açılması, özellikle Hindistan ve Çinden sadece ipek,pamuk gibi doğal materyalin değil bitmiş ürünlerin de alışverişini olanaklı kıldı.Doğu ile ticaret Türk şirketlerinin ellerinde iken,1601 de İngilizler Doğu Hindistan Şirketini kurdu. Fransa,Hollanda da benzer şirketler kurdular. Hindistandan getirilen el dokumaları arasında chinitzler de vardı. Bunlar son derece parlak renkli kumaşlardı ve boyaları kalıcıydı. Getirilen bu chinitzler mobilya kumaşı olarak kullanıldı. Tekrar tekrar yıkanabilsin diye mordanlama yapıldı. 17.y.y. sonlarına kadar moda olan chinitzler yünlü ve ipekli ve pamuklu kumaşlara talebi arttırdı. 1775 de bu kumaştan çok etkilenen Avrupalı dokumacılar benzer nitelikli Bizarre ismi ile ipekliler ürettiler. Chinitzlere olan ilgi pamuklu kumaş endüstrisinde gelişime neden oldu. 18.y.y. ın son çeyreğine kadar moda kumaş olarak ipeğin yerini pamuklu kumaşlar aldı. Desenli pamuklu kumaş Hindistandan gelen chinitzler sayesinde gelişti. Baskı teknikleri ile desenlendirilen bu kumaşlar baskı tekniklerini de geliştirmişti. 1676 da William Sherwin Avrupa da chinitz üretmek için yeni bir baskı yöntemi buldu, Metalik mordanlama ile boyama. Baskı desenli kumaşlar bir süre sonra ipek ve yünlü dokumacılar için tehdit oluşturdu ve bu kumaşın ithali de üretimi de 1686 Fransada,1720 de İngilterede yasaklandı. Sadece ihracat için desenli pamuklular üretiliyordu. Kısıtlamanın 1774 de İngilterede kalkmasından sonra,Britanyada bakır plakalı baskı tekniği bulundu. Plakalara çok ince oyulmuş detaylarla çok büyük tekrarlı desenler basılabiliyordu. Üretimi arttırmak için özellikle İngilterenin doğusunda fabrikalar kuruldu. 19.y.y. son çeyreğinde son derece gelişmiş olan baskılı pamuklularda çiçek desenleri her zaman olduğu gibi popülerdi. Aynı zamanda tiyatral öyküler içeren desenler, şehir yaşamı manzaraları sık kullanılmaktaydı.
Sanayi Devriminden Günümüze Kadar Olan Teknik Gelişimler(1780 den
Günümüze) 1780den 1880 e kadar olan dönemde modern dünyanın tekstil endüstrilerinin görünümü büyük ölçüde değişti. Geçen yüzyılda gelişen teknik icatlar ,dokuma ve baskılı kumaşın geniş üretimi Endüstri Devriminde büyük rol oynadı. Üretim hızla evden fabrikaya geçti. İletişim gelişti ve üreticiler yeni ürünlere olan talebi yerine getirmeye başladı. Ulusal pazarlar gelişti. Moda faktörü coğrafik sınırların ve sınıf farklılıklarının kalkması ile deniz aşırı ülkeleri de etkiledi. Pamuk ve pamuklu kumaşların üretimi ipekten sonra önemli ölçüde arttı. Bu yüzyılda kolay yıkanabilen ucuz pamuklu tekstiller,mutfak ve banyo tekstilleri gibi, ev ortamında temizliği ve rahatlığı sağladığı için çok büyük öneme sahipti. 18.y.y. ın sonuna kadar pamuk doğu için öneme sahip iken,ipek de batı için önem taşıyordu. Avrupada,özellikle de sanayi devriminin merkezi olan İngiltere’de pamuklu dokumacılık geri ve önemsiz bir konumda olup,o dönem ülkede ve Avrupa’da lider olan Hint pamukluları ile gerek nitelik gerekse fiat bakımından boy ölçüşebilecek konumda değildi. Bu nedenle İngiltere’de sanayi devriminin itici gücünü pamuklu sanayi oluşturmuştu ve dokuma alanında bir dizi teknik icadın ortaya konmasına sebep olmuştu;. 1780 lere kadar Kayın uçan mekiği, Arkrightın büküm makinesi, Hargreavesin çok katlı iplik büküm makinesi İngiltereyi tekstil endüstrisinde lider konumuna getirdi. Bu icatlar çok daha sağlam kumaşların dokunması anlamına geliyordu. Bu da daha kaliteli kumaşlar demekti. Büküm ve dokuma hızlanmasına rağmen tekstil endüstrisinde yine de problemler vardı. İplik niteliği değişkendi,büküm hızı ve dokuma kapasitesi yetersizdi. 1779 da Samuel Crompton tarafından yapılan gelişmiş büküm makinesinin icadı atkı ve çözgü için güçlü ve farklı türde ipliklerin üretilmesine olanak sağladı. 1785 de Edmund Cartwright tarafından icat edilen dokuma makinesi tekstillerde seri üretime geçilmesinin ilk adımlarını attı ve tekstil pazarında rekabeti daha da ön plana çıkardı. 1783 de Wattın bulduğu buhar makinesi gücü ile çalışan dokuma makineleri ile 1820lere kadar yüksek hızda hatasız kumaş üretimi yapıldı. John Harrisonın tamamen otomatik dokuma tezgahını icadı ile giysiliklerde olduğu gibi ev tekstillerinde de üretim hızla arttı. Fakat yine de tapestry tekniğiyle desenlendirmelerin yapıldığı figürlü ve karmaşık desenli kumaşlar bu tezgahlarda üretilemiyordu. Hala çekme tezgahlarda dokunabiliyordu. Yeni tezgahların renk ve desen kapasiteleri yetersizdi. Bu nedenle karmaşık desenleri dokuyabilecek,baskılı kumaşlar kadar çok renkli yüzeyler oluşturabilecek dokuma makinesi Joseph Marie Jacquard tarafından Fransada yapıldı. Tezgahın icadı ile çiçekli brokarlar,desenli kadifeler, tarihi stiller, kültürel etkili etnik desenler ve daha niceleri ,ne kadar karmaşık olursa olsun dokunabilir hale geldi. Sanayi Devrimi öncesi baskı tekniklerinde başlayan gelişim süreci bu dönemde de devam etti.1783 de Thomas Bell tarafından rulo baskı makinesi icat edildi. Yeni makine ile de plakalı baskı tekniğindeki gibi monochrom-tek renkli baskılar yapılabiliyordu.Farklı renkler el baskı tekniği ve el boyama ile takviye ediliyordu. Çok renkli baskılar 1830 da baskı mürekkeplerinin bulunması ile gerçekleştirildi.
Dokuma ve baskı makinelerinde yapılan icatlar görsel olarak desen kapasitesi yüksek ve göz alıcı kumaşların müşterilerin istedikleri metrajda üretilmelerini olanaklı kıldı. Tekstillerdeki bu gelişim 1830da Britanyada devlete bağlı tasarım okullarının kurulmasına neden oldu. Onu Fransada 1832 de açılan tasarım okulu izledi. Bu ilk tasarım okulları endüstri için tasarımcıların yetiştirilmesine önderlik etti. Takip eden dönemlerde bu okulların önderliği ile tekstillerin üretiminde tasarımın tasarımcının önemi iyice anlaşılacaktı.
Ekonomik gelişimden zenginliğe,yoksulluktan tüketici toplumuna olan değişim tekstil alanında bir çok köklü değişimlerin devam etmesine neden oldu. 1830-1939 endüstrileşmenin getirdiği desen yozlaşmasına sanatçılar tarafından bir başkaldırı olurken, II.Dünya Savaşından sonra savaş sonrası kısıtlamaların kalkması ile tekstil alanında gelişmeler ve teknikler yeniden araştırıldı. Savaş sonrası kısıtlamaları ve ordunun ihtiyaçları liflerin ve kumaşların bir çok uyarlamalarına neden oldu. 1940lardan bu yana lif türü doğallardan suni ve sentetiklerin icadı ile biçim değiştirdi. Sanayi Devrimi ile bulunan tekstil makineleri geliştirilerek günün ihtiyaçlarına cevap verebilecek hale getirildi. Son dönemlerde ev tekstili ürünlerine yönelik en önemli teknik yenilikler bitim işlemlerine yönelikti. Yanmazlık,buruşmazlık,leke tutmazlık gibi sayısı her geçen gün aratan bitim işlemleri ürünlerin fonksiyonelliğini arttırdığı gibi,estetik kaygılarla yapılan teknik yenilikler kumaşları çok daha göz alıcı hale getirmekteydi.
Tekstil alanında makineden iplik türüne, desenlendirme tekniklerinden bitim işlemlerine uzanan neredeyse takip edilemez hale gelen hızlı değişim tasarım alanına da yansıyarak çok uluslu şirketlerin gelişimi ile,doğudaki tekstil endüstrisinin gelişimi de güçlenmişti.
Tasarımın ve Tasarımcının Rolü
Tekstillerde tasarım kaygısı makineleşmenin getirdiği niteliksiz desenlerin ortaya konmasıyla başladı. Makineleşme öncesi,el sanatçıları hem desen hem makineden sorumlu olduğu için böyle bir sorun geçmişte yaşanmamıştı. Makineleşme bu detayı gözden kaçırmıştı. Sanayi Devrimini takip eden dönemde bu sorun üzerinde önemle duruldu. Bu nedenle de, 1880-1939 dönemi tekstillerde sanatçı hareketlerinin ortaya çıktığı ve tekstilleri büyük ölçüde etkisi altına aldığı dönem oldu. Sanatçılar tasarım standartlarını yeniden oluşturma çabası içine girdiler. Çünkü makine üretimi desen tasarımını zayıflatmış, estetik değeri düşük olan ürünler ortaya çıkmış,bu da hem iç hem de dış pazarda satışların düşmesine sebep olmuştu. Örneğin Britanya ihracatı zayıf desen nedeniyle düşmüştü. Bu nedenle tekstil tasarım ve fabrikasyon standartlarının geliştirilmesi için çalışmalara başlandı. 1835,1840 ve 1849 da hükümet tarafından düşen tasarım standartlarını geliştirmek için seçilmiş komitelerle enstitüler kuruldu. Estetik ve teknik arasında gereken bağlantıyı doğru sağlayabilmek ve bunu sağlayacak sanatçılar yetiştirebilmek için tasarım okulları açıldı.
Gerçekte bunu ilk fark eden 1880lerde Arts&Craff hareketinin öncüsü olan William Morris idi. Teknik gelişim ve çok miktarlı tekstil üretimini ret ederek, kurduğu şirketle sanatsal niteliği eski ürünler gibi olan tekstiller üretmeye başladı. Bu ürünler daha çok iç mekana yönelik duvar kağıtları,baskılı ve dokuma mobilya kumaşları,duvar askıları tapestryler idi. Morris’in bu karşı çıkış girişimi ile başlattığı çalışmalar desen özellikleri ile döneme damgasını vurdu. Onu daha çok baskı desenlerine yönelik Art Nouve ve Art Decor sanat hareketleri izledi.
Tüm bu çabalara rağmen 19.y.y. da makineleşme Arts&Craft haraketine karşı bir zafer kazanmıştı. Estetik ve işlevsel ürünler üretme yetkisi bugün Güzel Sanatlar olarak nitelendirdiğimiz sanat okullarına verilmişti. Bu sıkıntılı dönemde 1919 da kurulan Bahaus Sanat Okulu yaratıcı gücü destekleyen bir tasarım labaratuvarı şeklinde çalıştı. Endüstri ile sıkı iletişimler kuruldu. Geliştirilen tasarımlar ve dokuma örnekleri sanayide büyük ilgi gördü.
Arts& Craftın başlattığı Bahausun sanat ve endüstriyi birleştirme şeklinde devam eden sanat hareketi günümüze kadar gelişerek devam etmiş, sanat akımlarının tümünden de etkilenerek tekstil tasarımcıları estetik niteliği güçlü desenler üretmişlerdir. Bu çalışmalar, ürünlerin daha geniş boyutta alıcı kitlesine ulaşmasına neden olmuş ve moda kavramı gittikçe genişleyerek desenleri bir süre sonra moda endüstrisi yönlendirmeye başlamıştır.
Tasarım ve tasarımcının önemi gerçek anlamda I. Dünya Savaşından sonra uluslararası düzeyde fark edildi. Kaliteli tasarımlar ihracat potansiyelinin artması demekti. Bu kapsamda tekstil endüstrisinde Avrupada ulusal düzeyde çalışmalar başladı. İtalya uluslararası düzeyde bilinen iç mekan ürünlerini,Fransa geleneksel ve modern tasarımların bir karışımını üretti. Almanlar mobilya kumaşlarında yenilikçi desenler için çalışırken, İngilizler tekstil tasarımını çeşitli organizasyonlarla destekleyerek,Endüstriyel Sanatlar ve Tasarımcılar Topluluğu;nu,Endüstriyel Tasarımcılar Konsülünü kurdular. Bu çalışmalar Avrupa Sınırlarının dışına taştı ve Amerika Birleşik Devletlerinde 1946da Modern Sanatlar Müzesi bünyesinde tekstil tasarımı alanında halk eğitimleri başladı. 1940 lardan 1960lara kadar olan dönemde açılan tasarım sergileri, 1947den 1964e kadar olan dönemde de Endüstriyel Sanatçılar ve Tasarımcılar Topluluğu tarafından yayınlanan yayınlar baskılı ve dokumalı tekstillerin üretiminde tasarımcılar ve sanatçılar arasında iletişimi sağladı.
1960larda ekonominin gelişimi ve genç nüfusun artması tekstil tasarımında hem giysilik hem ev tekstili ürünlerinde tasarımda köklü değişimlere neden oldu. Desenler uzay programlarını,bilimsel maceraları içeren desenler gibi. Bu dönemde desenlerde çağdaş sanat da çok etkili oldu. Op-Art desenler,şablon baskı desenler, fotografik teknikler Andy Warhol gibi sanatçıların etkileri ile kendini gösterdi.
1960ların sonlarında tasarımcılarda nostalji hissi uyandı ve sistematik olarak Art Nouve, Art Deco ve Victorian Dönemine odaklanıldı. Desenler büyük boyutlu ve parlaktı. Stilize edilmiş çiçekler çoğunluktaydı.
1960lardan bu yana gelişerek devam eden tasarım fikri ve tasarımcıya verilen önem,tekstil tasarımının yeniden önem kazanması açısından günümüzde de hala önemli bir konudur. Bir çok tasarım okulları,tasarım evleri,desen büroları,fabrikaların tasarım üniteleri hep daha yeni ve daha nitelikli tasarımlar üretmek içindir. Gerçi tasarım ve tasarımcıya önem vermek demek ürünün kaliteli olması nedeniyle, fiyatı yüksek ürün anlamına gelir ama ,uzun vadede moda-marka oluşturulması açısından verilmesi gereken bir önemdir.
Günümüzde tasarım alanında yapılan en önemli atılım ise Bilgisayar Destekli Tekstil Tasarımı dır. Bu tasarım biçimi ,örneğin desenlerin renk varyantlarını hazırlamada,üretim aşamasında dokuma kumaşların örgülendirilmesinde özellikle zamandan tasarruf sağlar ve üretimde hata oranını en aza indirger. Fakat,tıpkı Sanayi Devrimi sonrası Arts&Craft hareketinin karşı çıkma nedeni gibi,endüstri ve sanat arasında gereken denge kurulamaz,amaç değil de araç haline getirilmez ise, desenlerde yozlaşma söz konusu olacak dır.
SONUÇ
Ev Tekstillerinin gelişimi bugün de devam eden bir süreç içindedir. Hem teknik hem estetik yenilikler günün değişen koşulları doğrultusunda devam etmektedir. Tarihsel sürece bakıldığında, buluş anlamında tekstille ilgili neredeyse bütün icatlar yapılmıştır. Yakın tarihte ve günümüzde yapılan , sadece var olanın çağa uygun olarak ve modanın zorlayıcı etkileri ile yenilenmesi ve geliştirilmesi şeklindedir. Günümüzde tekstil alanında yapılan gelişmelerin tümünde teknik estetiğe, estetik de tekniğe hizmet etmektedir. İkisi de birbirleri için itici güç oluşturmaktadır. Örneğin,jakar tezgahının icadının üzerinden iki yüz yıldan fazla zaman geçmesine rağmen,dokuma sisteminde çok fazla bir değişim olmamıştır. En önemli gelişim atkı renk atım sayısının 16ya çıkmasıdır. Yenilik teknik bir yeniliktir ve görünümü olumlu yönde etkilemesi açısından estetiğe hizmet edecektir. Çünkü desenler eskisinden çok daha fazla sayıda renkten oluşabilecektir.
Gelişim süreci desen konusunda da dikkate değerdir. Desenler gelenekselden modernliğe doğru yeni bir çizgi oluşturmuşdur. Tekstillerin doğudan batıya uzanan gelişim sürecinde, materyal,teknik gelişmeler,kumaş türlerini özde doğudan öğrenerek geliştiren batı, desenlerde de aynı etkilenmeyi yaşamıştır. Çinlilerin bulduğu büküm tekerleğini,chinitz yerine bizare kumaşı geliştirdikleri gibi, doğu desenlerinden de esinlenerek çeşitli usluplar ortaya çıkarmışlardır.
Ev Tekstilleri hem teknik hem estetik yeniliklerden ve eskinin gelişerek bugünkü konumuna ulaşmasından olumlu etkilenerek dünya genelinde pazar payını arttırmıştır. Adına fuarlar düzenlenen bu sektörün kapsamı ürün cinsi bazında, insanın lükse,rahat yaşama, çalışma hayatının getirdiği zaman tasarrufu kavramına önem vermesi nedeniyle artmaktadır. İnsanı ilgilendiren tüm alanlarda olduğu gibi, tarihsel süreç içinde, tekstille ilgili tüm gelişmelerin özünde,gerçekte,yukarıda sözü edilen lükse,rahat yaşamaya düşkünlük ve zaman tasarrufu kavramına verilen önem yatmaktadır.


KAYNAKÇA
1-DÖLEN,Emre,Tekstil Tarihi,Marmara Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi Yayınları,No:92/1,İstanbul,1992
2-GİNSBURG,Madeleine,The Illustrated History of Textiles,Studio Editions,1991,London.
3-HARRIS,J,5000 Years of Textiles,London,1993.
4-JOYCE,Carol,Textile Design,Library of Congress Cataloging,1993,NewYork
5-PORTHAULT,Marc,The Book of Fine Linen,Marc,Flammarion,1994,İtalya
6-SCHOESER,Mary,DEJARDİN,Kathleen,French Textiles From 1760 To The Present ,Laurrnce King Ltd.,France.
7- SCOTT ,Philippa,The Book Of Silk,Thames and Hudson,1996,syf.24
8-WELTGE WORTMANN,Sigrid,Bahaus Textiles/Women Artists andWeaving Workshop,Thames and Hudson,1993,London.
9-WİLDHİDE,Elizabeth,William Morris Decor and Design,Harry N.Abrams,Inc.,1991,Great Britain.
10-K&STONE The Art Of Asia,Hali Publications Limited,1996,London.



ismim@benimadresim.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın